Herkese merhaba! Boş vakitlerinizi nasıl geçirirsiniz? Ben bol bol kitap okuyarak, dizi izleyerek ve bazı e-eğitimlere katılarak geçiriyorum. Okuduğum bazı kitapları sizlerle de paylaşmak istedim. Kısaca kitaplara ait bilgilerden, kitapların üsluplarından, konularından ve kitaplarla ilgili kişisel görüşlerimden bahsedeceğim.

1) Mecburiyet (Stefan Zweig)

Sayfa Sayısı: 50

 Bu kısacık kitapta başkarakterimiz ressam Ferdinand'dır. 1. Dünya Savaşı sırasında geçen hikayede Ferdinand asker olarak savaşa gönderilmemek için ana vatanından başka bir ülkeye eşi ile birlikte göç eder. Fakat uzun süre saklı kalamaz. Konsolosluktan kendisinin askerliğe çağırıldığına dair bir mektup gelir ve o andan itibaren Ferdinand’ın içinde kendi savaşı başlar. Gitmek ve gitmemek arasında bir seçim yapmak zorundadır. Bir yanda korkuları, bir yanda eşi ile kapana sıkışmış hissetmektedir. Okurken bu duyguları siz de hissedebileceksiniz. Bana göre gayet akıcı ve açık bir üslubu vardı. Tek oturuşta bitirebilirsiniz. Ben çok beğendim.

2) Simyacı (Paulo Coelho)

Sayfa Sayısı: 188

 Normalde en sevdiğim şarkı, en sevdiğim dizi veya en sevdiğim yemek sorulduğunda asla cevap veremezdim çünkü birisi için diğerlerinden vazgeçemezdim. Ama bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle en sevdiğim kitap olduğunu söyleyebilirim. Tek kelime ile muhteşemdi. Hikayemizin baş kahramanı Santiago adında Endülüslü bir çoban. Bu kitap adeta masalsı bir nasihatname. Hikayede üzerinde en çok durulan konu kişisel menkıbemizi bulmamız. Kişisel menkıbeyi de bir çeşit yaşam amacı olarak tanımlayabiliriz. Mutluluğumuzu bulmamız ve kaderimize egemen olmamız gerektiğini akıcı bir dil ve harika bir öykü ile bize aşılayan bu kitabı elinizden düşüremeyeceksiniz.

3) Pembe Fili Düşünme (Zeynep Selvili Çarmıklı)

Sayfa Sayısı: 208

 Bir oturuşta bitirmelik, tatlı mı tatlı bir kişisel gelişim kitabıyla karşınızdayım. Bu kitap, diğer kişisel gelişim kitaplarına benzemiyor. Bilimsel makaleler gibi sürekli sıkıcı bir şekilde bilgi vermiyor yani. Yazarın kişisel yaşamından örneklerle ve hatta bizim de kendi kendimize uygulayabileceğimiz minik alıştırmalarla birlikte, okuması oldukça eğlenceli bir psikoloji kitabı. Üzerinde çokça durulan öz şefkatli farkındalık konusu ile kendimize şefkat gösterebileceğimizi ve bunun psikolojimiz için oldukça yararlı bir şey olduğunu öğreniyoruz. Yazarın aynı zamanda bir TEDx konuşması da var, onu da aşağı bırakıyorum.

4) Korku (Stefan Zweig)

Sayfa Sayısı: 70

 Yine tek oturuşta bitirebileceğiniz bir Stefan Zweig klasiği. Rahat bir yaşama sahip, evli ve saygın bir kadın olan Irene, hayatına bir hareket katmak ister ve genç bir piyanist ile yasak aşk yaşamaya başlar. Fakat bunu uzun süre saklı tutamaz. Bir gün şantajcı bir kadının ortaya çıkması ile birlikte diken üzerinde hayatını devam ettirmeye çalışır. Kocasının öğrenmesi ihtimali ile içini kaplayan korkuyu siz de iliklerinize kadar hissedecek ve onun yaşadıkları ile siz de gerileceksiniz. Fakat kitabın sonunda hem şok olacak, hem rahatlayacak hem de mutlu olacaksınız.

5) Doktor Ox'un Deneyi (Jules Verne)

Sayfa Sayısı: 90

 Hayali bir kasaba olan Quiquendone halkının sinir bozucu bir sakinlikleri vardır. Hayatları öyle boş, duygusuz ve hareketsiz geçmektedir ki bu durum insanın canını sıkar. Kente dışarıdan gelen biri olan Doktor Ox’un bu durum ile ilgili bir planı vardır. Kasaba sakinlerini bu deneyinde kobay olarak kullanmaktan da çekinmeyecektir. Bu acayip deneyin ne olduğunu ve nasıl sonuçlanacağını şimdiden merak ettiğinizden eminim. Tek oturuşta bitireceğiniz bu komik öyküde, Jules Verne’ün hiciv sanatını ilmek ilmek hissedeceksiniz.

6) Kürk Mantolu Madonna (Sabahattin Ali)

Sayfa Sayısı: 160

 Bir aralar oldukça popülerleşen bu romanı daha yeni okuma fırsatım oldu ve bayıldım. Genelde Türk edebiyatı okumayı çok tercih etmezdim ama bu kitap fikrimi değiştirdi. Yalnız bahsetmem gereken bir nokta var. Çok fazla eski kelime vardı. Bunların bazılarının anlamları dipnot olarak düşülmüş fakat çoğu aynı şekilde bırakılmıştı. Yazarın üslubu bu şekilde yani. Ben anlamlarına bakmadan okumaya devam ettim ve hiçbir sıkıntı olmadı, hikaye yine de anlaşılıyor. Hikaye demişken, baş karakterimiz Raif Efendi’nin günlüğünden hayatının bir kısmını dinleyeceğiz bu öyküde. Oldukça içine kapanık, kendisini insanlardan soyutlamış, hayatta herhangi bir gayesi olmayan bir adam, bir gün gittiği resim sergisinde kürk mantolu bir kadının portresine aşık olur. Günlerce gidip o tabloyu izler. Bir gün kader bu iki insanı bir şekilde bir araya getirir. Raif Efendi hayatının şimdi bir anlam kazandığını fark eder. Sessiz sessiz sever kürk mantolu Madonna’yı. İçinizi ısıtacak bu aşk hikayesini mutlaka okumalısınız.

 Benim 2 haftada okuduğum kitaplar bunlardı. Sizin de okuyup tavsiye ettiğiniz bir kitap varsa mutlaka yorumlara bekliyorum. Herkese iyi okumalar!