Her gün yepyeni değişimlerle karşılaştığımız dünyada kendinizi sürekli geride kalmış mı hissediyorsunuz? Hayatı ne kadar yakalamaya çalışırsanız çalışın yapılması gerekenler listenizde hiç yol kat edemediğinizi mi düşünüyorsunuz? Bu yazıda her birimizin sağlıklı şekilde hayatını sürdürebilmesi için oldukça kritik önem taşıyan bir özellikten, isteklerin yönetiminden bahsedeceğim.

 İçinde bulunduğumuz dönemin hem yararlı hem de zorlayıcı ve kısıtlayıcı özelliklerinden birisi her yerde ve herkes tarafından ulaşılabilir olmamız. Önceden cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle başlayan bu süreç, günümüzde özellikle sosyal medya hesapları üzerinden olabildiğince etkili şekilde devam ediyor. Cep telefonundan kısa süreliğine bile ayrı kalmanın adeta bir lüks olarak algılandığı bu yıllarda, gönderilen maillere veya mesajlara anında cevap vermemek ya da aramalara hemen dönüş yapmamak çoğumuz için mümkün olmayan bir hayal. Dolayısıyla teknolojinin bu şekilde kullanımı her an erişilebilir olmayı sağlarken, bir yandan da kendimizi daha da bağımlı ilişkiler ağının içerisinde bulduk. Birbiri ardına açtığımız sosyal medya hesaplarıyla ise tanıdığımız ya da tanımadığımız her kişinin yaşamını gözleyebilme imkanımız oldu. Bu şekilde herhangi birinin hayatına böylesi bir kolaylıkla erişebilmek globalleşmemizi sağladığı gibi, yetersizlik duygumuzu da arttırdı. Artık daha önce varlığından bile haberdar olmadığımız hayatları izleyebilir, beğenebilir veya yorumlayabilir hale geldik. Teknolojinin bu yönde kullanımının doğurduğu doğal bir sonuç olarak da kendimizi beklentilerimizi ve isteklerimizi giderek arttırmış halde bulduk.

 Yeni ve güzel şeyler dilemenin elbette ki yanlış bir tarafı yok fakat kendimizi sürekli dışarıdan gelen tüm koşullanmalara ve mesajlara maruz bırakmamız, bir süre sonra kendimizin hayatımız boyunca hiçbir şey yapamadığı illüzyonunu yarattı. İlham almaya ve kendimizi geliştirmeye devam ederken, özenli ve sağlıklı bir yaşam sürebilmemiz için de biraz yavaşlayıp, zamanımızı nelerle harcadığımızı dikkatlice incelemek gerekiyor. Öncelikle kendimizi her an ulaşılabilir bir nesne haline getirmektense hem motivasyonumuzu korumak hem de verimliliğimizi azaltmamak için, özellikle sosyal medyada ne kadar kaliteli zaman geçirdiğimize dikkat etmeliyiz. Aslında işin sırrı seçici bir kişi olmaya çalışmaktan geçiyor. Halihazırda sahip olduğumuz zamanın bizim için değerini anlamalı ve buna uygun hareket etmeliyiz.

 Sylvia Plath günlüklerinde şöyle diyor: “Asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım, olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım ve yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım…Belki bu hislerimi seçenekler arasında karar vermek zorunda kalmaktan duyduğum nefrete dayandırabilirsin.” Peki hayatımız boyunca ne kadar yetersiz olduğumuzu kendimize anımsatmaya devam edersek, sahip olduğumuz anların tadını çıkartabilir miyiz? Dolayısıyla sahip olduğumuz seçenekler arasından daha ‘iyi’yi seçmeye çalışarak hayatımızı daha verimli geçirebiliriz.

 İstek yönetimini hayatımıza doğru şekilde uygulayabilmek, kurduğumuz hayallerin ve yaşadığımız gerçeklerin çatışmasıyla oluşan hayal kırıklığını en aza indirmemize yardımcı olur. İsteklerimizi sınıflamak ve gerçek nedenlerini tanımlayabilmek, hedeflerimize ulaşırken zamanımızı daha bilinçli ve verimli kullanmamızı sağlar.