Tarihler her yıl 8 Mart’ı gösterdiğinde aklımıza geçmişten günümüze tarihe adını yazmış, daha doğrusu yazmayı başarmış pek çok kadın figür gelir. Bu yazıda bu özel gün vasıtasıyla hepimizin hatırlaması gereken birkaç kadından bahsetmek ve yazdıkları sayesinde nasıl da anlatı dünyasını şekillendirdiklerini vurgulamak istedim. İşte 8 kadın kalemden oldukça önemli 8 eser!

Virginia Woolf – Kendine Ait Bir Oda

 1929 yılında yayımlanan Kendine Ait Bir Oda’da “Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır.” diyen Virginia Woolf, feminist hareket denince akla gelen öncü isimlerden bir tanesi. Yüzyıllar boyunca kadınların hayatta var olamamalarını ve bunun kendi yaşadığı dönemdeki İngiliz toplumundaki yansımasını inceleyen Woolf eserinde kadınları şöyle tanımlar: “Şiir kitaplarını baştan sona istila etmiş, tarihte ise adı geçmiyor. Kurmacalarda, kralların ve fatihlerin hayatlarına hükmediyor; gerçek hayatta ailesinin parmağına zorla yüzük taktığı herhangi bir delikanlının kölesi. Dudaklarından, edebiyatın en ilham verici sözcükleri, en derin duygularından bazıları dökülüyor, gerçek hayatta okuması yazması neredeyse yok, zor heceliyor sözcükleri ve kocasının malı durumunda.” Kadına gerek ailede gerek toplumda atfedilen rolleri tanımladıktan sonra, eserin önemli bir bölümünü kadının edebiyat dünyasındaki yerinin tartışmaya ayıran Woolf, bu dünyadaki iki yüzlülüğü ve eşitsizliği şu sözlerle ortaya koyar: “Dünya kadına, erkeklere dediği gibi ‘İstersen yaz, umurumda değil’, demiyordu. Dünya kaba kaba gülerek ‘Yazmak mı?’ diyordu. ‘Yazman ne işe yarıyor?’” Kendine Ait Bir Oda, herkesin hayatında en az bir kere okuması gereken kitaplardan.

Sylvia Plath – Sırça Fanus

 1963’te yayımlanan Sırça Fanus, Sylvia Plath’in kariyerinde önemli bir dönüm noktasıdır. Plath bu eser yayımlandıktan çok kısa süre sonra intihar eder; “Sırça fanusun içinde ölü bir kelebek gibi tıkılıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir rüyadır.” diye yazan Sylvia, bir nevi sıkışıp kaldığı bu sırça fanusunu terk eder. Özellikle intiharıyla hatırlanan sayılı yazardan birisi olan Plath’in şiirleri ve günlükleri de Sırça Fanus kadar değerlidir. Sırça Fanus, Sylvia Plath’in otobiyografik özellikler taşıyan, okuduğunuzda sizi oldukça etkileyecek bir anlatı.

Tezer Özlü – Eski Bahçe Eski Sevgi

 1967’de yazdığı Navona Alanı hikayesinde “Bütün olaylar benim dışımda olup bitti, ben yalnız günleri ve saatleri bildim.” diye yazarak adeta insanlığın tümüne ses veren Tezer Özlü, Türk edebiyatının önemli isimlerinden. Kalemi eline alıp yazılarını yazmaya başlamasından bile önce Pavese’den, Kafka’dan, Calvino’dan etkilenen ve ilham alan Özlü, yazın hayatı boyunca bu yazarların izinden gitti. Eski Bahçe Eski Sevgi eserinde yer alan Gabuzzi şiirinde “Ölüme ölmemekle karşı çıkıyorum/ölmemek de bir çeşit ölüm mü” diye sordu Özlü, edebiyat dünyasının unutulmaz kalemlerinden birisi oldu.

Anne Frank – Anne Frank’in Hatıra Defteri

 1947 yılında yayımlanan Anne Frank’in Hatıra Defteri İkinci Dünya Savaşı’nı bir çocuğun gözünden yansıtıyor. Dünya tarihinin en korkunç travmalarından birisini, insan hayatının nasıl da değerini yitirdiğini ve tüm bu korkunç katliamları Anne Frank’in perspektifinden okumak, geçmişten ders almamız ve geleceği adil bir şekilde inşa edebilmemiz için oldukça gerekli.

Mine Söğüt - Deli Kadın Hikayeleri

 Her coğrafyada kadın olmak çok zor, Deli Kadın Hikayeleri’nde anlatılan hikayeler ise bizlere oldukça tanıdık, kendi coğrafyamızdan. 2011 yılında yayımlanan bu eserle Mine Söğüt bu ülkenin kadınlarının öykülerini duyuruyor, onlara yıllardır aradıkları sesi veriyor. Kendimi Neden Bu Şehirde Öldürdüm adlı hikayesinde şöyle yazıyor Söğüt: “Bu şehir yüzyıllardır erkektir ve kadınları sevmeyi bilmez.” Gerek çizimleriyle gerek sözcükleriyle oldukça rahatsız edici ve sarsıcı bir eser olan Deli Kadın Hikayeleri, silkelenip kendine gelmek isteyenler ve unutulanları hatırlamak isteyenler için değerli bir okuma.

Mary Shelley – Frankenstein Ya Da Modern Prometheus

 Feminist harekette kendine önemli bir yer edinmiş olan Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi adlı önemli eseri kaleme alan Mary Wollstonecraft’ın 1797 yılında dünyaya gelen kızıdır Mary Shelley. Doğumundan beri edebi dünyanın önemli isimleriyle çevrelenmiştir, böylesine bir ortamda dünyanın ilk bilim kurgu romanı olarak adlandırılan Frankenstein’a hayat verir. Eser boyunca insanlık ve canavarlık kavramlarını sorgulayan Shelley, tüm okuyucuları sorular sormaya ve gerçekliği tekrar incelemeye davet eder.

Agatha Christie – Doğu Ekspresinde Cinayet

 1890 yılında İngiltere’de doğan Agatha Christie, aslında Türk okurların oldukça aşina olduğu bir isim. Hayatı boyunca yazdığı dedektif romanları, Türkiye olmak üzere pek çok ülkede yoğun ilgi gördü, pek çok dile çevrildi. Hayatının bir döneminde, aynı eserlerindeki karakterler gibi, birdenbire ortadan kaybolması ve nerede, kimlerle ve hangi durumda olduğunun bilinmemesi, bu yazarın kalemini daha da çekici ve heyecanlı kılıyor. Christie’nin tüm romanları oldukça ilginç ve sürükleyici, dolayısıyla yakın zamanda bir film uyarlaması da yapılan Doğu Ekspresinde Cinayet de okunması gerekenler listesinde yer alıyor.

Brontë Kardeşler – Jane Eyre, Uğultulu Tepeler

 Listenin son sırasına tek kişi değil, iki yazar kardeşi koymak istedim. Charlotte Brontë’nin yazdığı Jane Eyre ve Emily Brontë’nin kaleme aldığı Uğultulu Tepeler, klasiklerden oldukça bilinen iki eser. 19. yüzyılda kendilerine yeni dünyalar yaratan ve günümüzde de büyük bir kitle tarafından farklı dillerde okunan eserler ortaya çıkaran bu iki yazar, dönem edebiyatı dediğimizde akla gelen isimlerden.

Herkese keyifli okumalar!