Merhaba arkadaşlar. Beklenmeyen misafirimiz olan naçizane tatilimizi (!) kaliteli bir şekilde değerlendirmeye çalışırken izlediğim belgeseli çok faydalı buldum ve onun üzerinden bir şeyler yazmaya karar verdim. Belgesel için buraya tıklayabilirsiniz.

 Konumuz minimalizm. Son yıllarda çok yükselişte olan ve moda haline gelen, hepimizin aşina olduğu trend bir kavram. Basit bir şekilde tanımlayacak olursak sadelik diyebiliriz. Hayatımızda işlevi olmayan şeyleri hayatımızdan çıkarmak olarak da açıklayabiliriz.

 Minimalizm, müzikte ve görsel sanatlarda kullanılan bir akım olarak başlasa da günümüzde kavram daha farklı boyutlara taşınmış. Artık minimalizm, bir yaşam felsefesi haline gelmiştir.

 Minimalist anlayışa göre, hayatımızda bulunan her eşyanın bir anlamı, açıklaması olmalıdır. Eğer herhangi bir eşyanın anlamı yoksa hayatımızda olmasına da gerek yoktur. Aslında sadece eşyalarla da sınırlı değil bu felsefe. Aynı zamanda düşüncelerden, insanlardan, yaşam tarzından, alışkanlıklardan yani maddi ve manevi tüm fazlalıklardan kurtulmak olarak düşünebiliriz.

 Tüketime dayalı bir hayatımız var ne yazık ki. Her eşyanın sürekli yeni bir versiyonu karşımıza çıkıyor; her hafta yenilenen ürünler, her ay yenisi çıkan teknolojik aletler ve dahası. Her yeni çıkan ürün, elimizdekinden memnuniyetsiz olmamıza neden oluyor. İstiyoruz ki yeni çıkana sahip olalım. Bunun için çabalıyoruz. Hayatımızdaki tek amaç; daha fazla kazanmak, daha fazlasına sahip olmak, daha fazla, daha, daha… Peki ya sonra?

 Jim Carrey’nin bir sözü var:

“Umarım bir gün herkes zengin ve ünlü olur, hayal ettikleri her şeye kavuşur. Böylece asıl cevabın bu olmadığını anlarlar.”

 İçimizde bir türlü dolmayan, sürekli daha fazlasını isteyen bir boşluk var, dipsiz bir kuyu gibi. Aldığımız şeylerin içimizdeki boşluğu dolduracağına inanıyoruz. Ancak fark etmediğimiz bir şey var, aslında istemediğimiz bir şeye asla doymayız. Sürekli istemediğimiz şeylerle o boşluğu doldurmaya çalışmak ise sonuç vermeyecek bir çabadır. Bunu fark edebilmek bu yolda atacağımız en önemli adımdır bence.

 Minimalizm radikal bir hayat tarzı değil aslında. Miktardan çok kalitenin ön planda olduğu bir yaşam stili diyebiliriz minimalizm için. Kesin kurallar koymanızı gerektirmez. Herkesin minimalizm anlayışı farklı olabilir. Minimalizm için önemli olan hayatınıza değer katan eşyalara sahip olmanızdır. Örneğin, bir kitap aşığıysanız ve evinizde kütüphaneniz olması sizi mutlu ediyorsa onlarca kitaba sahip olmanızda hiçbir sorun yoktur! Çünkü kitaplar, hayatınıza değer katıyordur. Fark etmemiz gereken şey, hayatımıza nelerin değer katıp katmadığıdır.

 Kısacası daha az şey, daha az dağınıklık, daha az stres, daha az borç ve daha az memnuniyetsizlik. Oyalanmadan yaşanan bir hayat, oyalanmadan geçirilen değerli zamanlar. Daha anlamlı ilişkiler, daha çok gelişim, daha çok yardımlaşma ve daha çok memnuniyet.

 Minimalist bir yaşam fikri beni gerçekten etkisi altına almaya başladı, peki siz neler düşünüyorsunuz?