Mitolojik varlıklar, efsaneler ve hikayeleri her zaman dinlemeyi sevdik. Küçükken doğaüstü güçlere sahip canlıların olduğu masallar dinledik, sonra da fantastik edebiyatla tanıştık. Korkmayın burada size saatlerce Percy Jackson güzellemesi yapmayacağım, her yerde bunu yapmam gerekse bile… Bugün konumuz Apollon; Yunan Mitolojisi’nin güneş, sanat, kehanet tanrısı. Onun, Hykakinthos’un ve sümbülün hikayesini anlatacağım size. Umarım bu yazı bittiğinde aklınızda tek kalan sümbülün hikayesi olmaz…

Apollon sağlığın, güneşin, sanatın ve kehanetlerin tanrısıdır. Büyük aşkı Daphne hakkında az çok bir şeyler duymuşsunuzdur ama Apollon’un aşık olduğu tek kişi Daphne değildi… Evet biliyorum bu mitolojik tanrıların aşk meşk ilişkileri de biraz karışık, gerçi hangi işleri karışık değil ki?
Hyakinthos ise dillere destan yakışıklılığıyla tanınan bir Sparta prensi. Tanrı Apollon ile çocukluğundan beri tanışan Hyakinthos’un aşkı ise karşılıksız değil. Hatta tanrı Apollon’dan kaçarken bir ağaca dönüşen Daphne’den bile daha trajik bir hikaye.
Çocukluk aşkları Apollon ve Hyakinthos bir gün disk talimi yapmaya başlamışlar. Efsanelere göre farklı nedenler barındıran rüzgar tanrısı Zephyrus, Apollon’un attığı diski Hyakinthos’un başına isabet ettirmiş… Apollon’un büyük aşkı Hyakinthos orada akan kanla can vermiş ve Apollon sevdiği erkeği öldürmüş.
Rivayete göre sümbül çiçeğinin hikayesi de burada başlamış. Sevgilisinin üzüntüsüne dayanamayan Apollon; onun için yere dökülen kanından bir çiçek yaratmış. Hatta sümbülün alacalı yapraklarının da Apollon’un gözyaşlarını temsil ettiği söylenir.
Binlerce yıl önce mitoloji ortaya çıkarken anlatılmış bu hikaye…

1771 yılında Benjamin West isimli ressam bu hikayeyi resmetmiş, Hykakinthos’un öldüğü anı. 1801 yılında ise Jean Broc aynı hikayeyi Benjamin West’in resminden esinlenerek  La Mort d'Hyacinthe ismiyle çizmiş. Bu eser Paris Salonu’nda sergilenmiş, yine 1801 yılında.
Jean Broc 1800’lü yıllarda eşcinsellik üzerine birçok resim yapmış bir ressam…

Bunlar yıllarca konuşulmuş ve çizilmiş. 2020 yılında ise ‘’Love Is Love!’’ diye haykıran tüm insanlar susturulmaya çalışılıyor. Mitolojinin önemli tanrılarından olan Apollon yıllarca bir erkeğe aşık olarak anlatılmış, 1800lü yıllarda bir ressam eşcinsellik üzerine çizmiş. Ve biz hala ‘homofobi’ kelimesini kullanıyoruz, insanlardan nefret edebiliyoruz. Üstelik bu nefreti yayarken yaptığımız şey hoşgörü dininin arkasına saklanmak. Yaşamak istiyorlar mı diye sormadan öldürüyoruz onları nefretimizle. Belki bunu fiziksel anlamda yapmıyoruz ama klavyelerimizin arkasında yapıyoruz. Kaç insan daha nefretimiz yüzünden intihar edecek? Kaç insan daha size göre normal olmadığı için öldürülecek?

Bizler kendimiz olmak adına çabalarken neden başkalarının savaşlarını bombalıyoruz? Neden lezbiyen, gey, biseksüel, transgender ve queer kişilerin var olmadığı bir dünyadaymış gibi davranıyoruz? Biyolojik anlamda dini anlamda inandıklarınızla alakalı değil tüm bunlar. Sizinle ilgili değil, bu onlarla ilgili. Bir birey eşcinsel olduğunu söylüyorsa eşcinseldir, kurtarılması gereken ise sizin nefretinizdir.

Aşk aşktır, insan insan. 1800’lü yılların Paris’ine en kısa sürede ulaşmamız dileğiyle.