Herkese merhaba! Normalde hepimiz izlemek istediğimiz dizilerden, okumak istediğimiz kitaplardan veya halletmemiz gereken işlerin çokluğundan yakınıyoruz. Ülkece normalleşme sürecine girmiş olsak da, sosyal mesafemizi korumaya dikkat ettiğimiz bu süreçte zamanı değerli kullanmak her birimiz için oldukça önemli. Halen çoğunlukla evlerimizde olsak da insanlık olarak ortak paylaştığımız hikayeler ve deneyimler var ve dünya döndükçe var olmaya devam edecek; biz de bu yüzden size, sizi üzerinde derin derin düşündürtecek konulardan oluşan etkileyici üç belgesel önermeye geldik. Keyifli seyirler!

Feminists: What Were They Thinking / Feministler: Onlar Ne Düşünüyorlardı (2018)

Cynthia MacAdams isimli bir fotoğrafçının 1970'lerde çeşitli sınıflardan, çeşitli renklerden ve çeşitli mesleklerden kadınları fotoğrafladığı bir sergi fikrinden yola çıkan belgesel, izleyicilere çeşitli kadın hikayeleri sunuyor. Feminist düşüncenin nasıl ortaya çıktığını ve zaman içinde nasıl şekillendiğini anlamak isterseniz, pek çok kadının farklı deneyimlerinin anlatıldığı bu belgesele bir şans vermelisiniz. Irkları, renkleri veya cinsel kimlikleri dolayısıyla farklı coğrafyalarda ve farklı zamanlarda zorluk yaşayan kadınların ortak bir paydada buluştukları Feministler: Onlar Ne Düşünüyorlardı, bugüne dek çoğunlukla susturulan bu sesleri duyabilmeniz için güzel bir şans.

I am not Your Negro / Ben Senin Zencin Değilim (2016)

I am not Your Negro, James Baldwin’in Remember This House isimli eserine odaklanan bir belgesel film. Tamamlanamamış bu eserde Baldwin, siyahi hareket için önemli isimler olan Martin Luther King, Malcolm X ve Medgar Evers’ın görüşlerinden ve fikir hareketlerinden bahsediyor. I am not Your Negro özellikle George Floyd’un polis şiddetiyle öldürülmeşinden sonra tekrar canlanan Black Lives Matter hareketini daha iyi anlayabilmenizi sağlayacak bir belgesel. Siyahi bireylerin maruz kaldıkları ırkçılığın gündelik hayatta nasıl yer aldığı, dilde ve konuşmalarda kendini nasıl yansıttığı üzerine uzun uzun düşünmemiz ve sonunda ders almamız gereken meseleler; bu belgeseli izledikten sonra yalnızca bir sınıfın, rengin ya da cinsiyetin ezilişini değil, içinde yer aldığımız tüm baskıcı sistemleri daha yakından anlama imkanı bulacaksınız.

The True Cost / Gerçek Bedel (2015)

The True Cost, moda endüstrisi ve bireysel yaşamlarımız arasındaki ilişkiyi mercek altına alan bir inceleme. Belgesel boyunca genellikle üzerine çok da düşünmeden satın aldığımız kıyafetlerin üretimden tüketimine dek ilerleyen yolculuklarına tanık olma imkânı buluyoruz. Giysilerin hammaddesi olarak kullanılan pamuğu yetiştirmedeki zorluklar, artan tarım ilacı kullanımı ve yanlış politikalar sonucunda zayıflayan topraklar, sağlık ve geçim standartların çok altında çalıştırılan ve hatta hayatını kaybeden işçiler, en sonunda da yalnızca bir tüketim nesnesi haline dönüşmüş olan kıyafetler… The True Cost, izlediğiniz andan itibaren size moda dünyasının gizlenen yüzünü sorgulatacak, dolabınızdaki kıyafetleri başka bir gözle incelemenizi sağlayacak bir belgesel.

Herkese keyifli seyirler!