Eski çağlarda birçok alanda olduğu gibi sanatta da kadınlarımız geri plana itilmiş ve üretmeleri engellenmiştir. Kadının toplumdaki rolü çocuğuna bakmak, temizlik yapmak olarak görülmüştür. Ve ne yazık ki şimdi olduğu gibi kadınlarımız susturulmuştur… Artemisia ise yaşadıklarını sanatıyla haykırmıştır.

 

   1593’te Roma’da dünyaya gelen Artemisia ressam Orazio Gentileschi’nin kızıdır. Küçük yaşta annesini kaybetmiş ve babasının yanında onun çalışmalarından etkilenerek büyümüştür. Kadınların sanat okullarına gitmesinin yasak olduğu o dönemde ilk eğitimini babasından almıştır. Ardından kendini geliştirmek için Orazio’nun arkadaşı dönemin ressamlarından Agostino Tassi’den yardım almaya başlamıştır.

 

   Fakat aldığı eğitim değil, ona yaşattıkları sanatını şekillendirir. Artemisia 17 yaşındayken Tassi ona tecavüz eder. Onun nefreti ise o gün başlar ve gün geçtikçe resimlerine işler.

 

   Kadınları için nü ve anatomiyle ilgili resimler çizmek yasaktır. O sanatında din ve mitoloji konularını işler ve model olarak kendisini kullanır. Hatta model kullanmak istediği için yargılandığı ve iftiralara maruz kaldığı söylenir. Din ve mitolojiden aldığı konularda kendini savunan ve asla pes etmeyen güçlü kadınları resmeder. Çağdaşlarının kadını cinsel obje olarak çizdiği, her zaman zayıf gösterdiği bir dönemde kadını duygularıyla ve gücüyle işledi. Kadınların sanat okullarına kabul edilmediği bir dönemde başarısıyla Accademia di Arte del Disegno’ya kabul edilen ilk kadın oldu.

 

    En önemli eserleri; Susanna ve Yaşlılar, Holofornesi'in kafasını kesen Judith'tir. İncil'den alınan öyküleri resmettiği bu eserler dönemin birçok ressamı tarafından resmedilmiştir. Fakat Artemisia kadını çok farklı resmederek duygularını işlemiştir... Çağdaşları Susanna’yı baştan çıkarıcı ve acınası bir halde sergilerken o kadını durumdan tiksinen ve onlara karşı kendini savunan bir şekilde resmetti. Sanatçılar bu temada Judith’i çekingen ve durumdan iğrenen, Holofernes’i ise kaslı ve karşı koyan bir şekilde çizmiştir. Gentileschi Judith’in yüzünde en ufak bir tereddüte yer vermemiş ve fiziksel anlamda da onu kuvvetli çizmiştir. Kılıcı güçlü bir şekilde tutan, kendinden emin ve hırslı işlemiştir. Carravaggio’nun eserinde Judith’in kılıcı ilk kez eline almış misali duruşuna ve kararsızlığına bakarakta Artemisia’nın işlerindeki kadının gücünü görebiliriz.

 

   O fikirlerini işlemekten asla korkmamış, inandığı gerçekler üzerine savaş vermiş bir ressam. Kadının vücuttan ibaret olduğu düşünülen bir dönemde ruhunu işlemiştir. Bugün bile toplumda kadın birçok alanda geri plana itilirken, Artemisia 1500'lü yıllarda başarılarıyla ve konularıyla ne kadar ilerici bir ressam olduğunu göstermiştir. Tüm zamanlara başkaldırmıştır…

 

   Ben bir kadın olarak bu içeriği hazırlıyorum. Yazımı bir kadın kontrol edecek ve yine bir kadının ortaklarından olduğu bu siteye yükleyecek. Biz düşünürüz, okuruz, yazarız, çalışırız. Her şeyi yaparız. Mahkeme koridorlarında da, şantiyelerde de biz varız. Ve bir tuvaldeki ruha da biz dokunuruz, aynı Gentileschi gibi. Yüreğinizdeki Artemisia’yı asla kaybetmeyin ve gerek fırçanızla gerekse kaleminizle savaşın…