Beklentilerimizin olması hedeflerimiz ve inancımız olduğunu gösterirmiş gibi hissederiz hep. Bir amaç için çabalıyoruz ve sonucunun güzel olmasını bekliyoruz. Bir hayalimiz var, ona inanıyoruz sonuna kadar ve o hayalin gerçekleşmesi için çabalıyoruz. Peki beklentilerimiz karşılanmadığında neler oluyor?

“21 yaşımdayken beklentilerim sıfıra düştü. O zamandan sonra her şey benim için bir ikramiyeye dönüştü.”

-Stephen Hawking

Stephen Hawking’in bir röportajında söylediği bu söz bende şok etkisi yarattı. Daha 21 yaşındayken böylesi bir bakış açısına nasıl sahip olmuştu? Bu bakış açısının ona verdiği gücü ve özgüveni hayal bile edemiyorum. Oysa ki genel kanıya göre, beklentiler gücü ve özgüveni getirirmiş gibi hissederiz. Hedefleri olan ve bunun için çabalayan birini gördüğümüzde “Vaov, hedefleri ve hayalleri var, hedeflerine ulaşabilecek azmi var ve ne kadar da özgüvenli” diye düşünürüz. Gerçekten böyle midir?

Hedeflerimizin ve hayallerimizin olması gerçekten harika bir şey. Hayata dair umutlarımız, geleceğe dair inancımız ve heyecanımız olduğunu gösteriyor ki zaten bence hepimizin hedefleri ve hayalleri olmalı. Onlar için çabalamak, kendimizi geliştirmek, zamanımızın çoğunu onlar için kullanmak ve hep sonuca ulaştığımızı hayal etmek. Kaybettiğimiz nokta burası: Sonucu hayal etmek. Bazen kendimizi sonuca ulaşmaya o kadar kaptırıyoruz ki hedeflerimize kavuştuğumuzda “Eee ne olacak şimdi?” derken buluyoruz kendimizi. Bazen sonuç, hayal ettiğimiz gibi olmuyor. Beklentilerimiz karşılanmıyor, “Ben bunun için mi çabaladım?” sorusunu sormaya başlıyoruz.

Yüksek beklentilerin acı düşüşlerle sonlandığını her insan deneyimler. Yıllarca hayalini kurduğum üniversiteye girip hiçbir şeyin hayal ettiğim gibi olmadığını gördüğümde gerçekten acı bir düşüş ve hayal kırıklığı yaşadım. Beklentilerim o kadar yüksekti ki harika bir üniversite hayatı geçirmekten başka bir seçeneği düşünmemiştim. Karşılaşacağım olası sorunları aklıma bile getirmemiştim ama gözden kaçırdığım şeyler vardı.

Beklentiler, bizi sadece sonuca odaklanmaya iter. Gittiğimiz yoldaki güzellikleri, deneyimleri, dikenleri, acıları, hevesleri tatmadan bir çırpıda sonuca ulaşmak isteriz. Ancak ulaştığımız sonuç çoğu zaman bizi tatmin etmez, hayal kırıklığına uğratmaktan öteye gitmez. Buradan çıkarmamız gereken bir ders olduğunu düşünüyorum.

Kendimizi akışa bırakmak, hayatın getirdiklerini sakince kabullenebilmek, hedeflerimize ulaşmak için çabalarken karşımıza çıkan zorlukları, aksilikleri de karşılaştığımız güzellikler gibi kucaklayabilmek, bazen geri çekilip soluklanmak, beklediğimiz sonuca ulaşamadığımızda “belki de böyle olması gerekiyordur” diyebilmek… Sürekli bir beklenti halinde olmak, hedefleri olan bir insan olduğunuz anlamına gelmiyor; kendinizi tükettiğiniz ve boş yere yıprandığınız anlamına geliyor. Ve bu şekilde ilerlemeniz pek mümkün olmuyor. Beklentileriniz yüzünden kaç kere kırıldığınızı düşünün.

“Hiçbir şey beklemeyen kişi kutsanmıştır. Çünkü asla hayal kırıklığına uğramayacaktır.”

-Alexander Pope

Hayatımızda neredeyse hiçbir şeyin kontrolünün elimizde olmadığını bilmek, aslında kontrolümüzü sağlamanın bir yoludur. Dolayısıyla bu bakış açısına erişebildiğimizde beklentilerimizden sıyrılmış ve hafiflemiş olacağız diye düşünüyorum. Umarım öyle olur!