''Yapabileceğini ya da yapamayacağını düşünüyorsan muhtemelen haklısın.''   

  -Henry FORD

   Yapabileceğine olan inancın seni başarıya götürür. Şayet yapamayacağına inanıyorsan, kendine olan inançsızlığın seni alt eder. Mükemmelliyetçilik de bizi birçok şeyden böyle alıkoyuyor. Bir şeyin en iyisini yapabileceğimizi düşünmüyorsak, o işe hiç başlamıyoruz. Oysa ki bir yerinden başlasak, sonra o işi ve kendimizi geliştirsek kim bilir neler yapacağız.

   Küçük yaşlardan itibaren kusursuz olmayı öğreniyoruz. Yani mükemmel olmak bize öğretilmekle kalmıyor, dayatılıyor. Bu sebeptendir ki birçok şeyi denemiyoruz bile. Hiç başarısız olurum korkusuyla bir şeyi denemekten vazgeçtiniz mi? Ya da bir cesaret atıldığınız bir şeyde ilk hatanızda arkanıza bakmadan kaçtığınız oldu mu? Başkalarının sizden daha yetenekli olduğunu düşünüp geri adım attığınız? Bahsetmek istediğim tam da bu aslında. Denemiyoruz. İlk hatada koşarak uzaklaşıyoruz. Şimdi biraz eski anıları karıştıralım. Birinin sizi takdir ettiği bir anı hatırlayın. Durun tahmin edeyim, herhangi bir konudaki başarınızdan ötürü takdir edildiniz öyle değil mi? Başarılardan ötürü takdir edilmek evet ama, ya başarısız olduğumuzda? Başarısız olup yeniden denerken o takdirler yanımızda olmuyor. Küçüklükten beri bize öğretilen kusursuz olmak. Halbuki başarmak için gösterdiğimiz çabalar takdir edilseydi odak noktamız başarıya ulaşmak olmazdı. O zaman odak noktamız asıl kıymetli olan çaba göstermek olurdu. Sürekli, başarı takdir edilirse başarısızlık durumunda vazgeçmek en kolay yol gibi görünür. Oysa, çabaya gösterilen övgü hiç bitmeyecek bir motivasyonu ateşler.

   Farklı zamanlarda dinlediğim iki konuşmada başarının asıl kaynağının metanet olduğundan bahsediliyordu. Metanet, çok geniş bir kavram olsa da kısaca dayanma gücü, zorluk karşısında pes etmemek olarak tanımlayabiliriz. Bize öğretilen, başarının IQ ile doğru orantılı olduğuydu ama; gerçek hayatta başarılı olmak için IQ tek başına yeterli değil. IQ, ancak metanet ve azim ile harmanlandığında ışığını gösterir. Önümüzde birçok örnek var aslında, eğer görmek istersek. Carol Dweck'e göre yeteneklerimizi değerlendirme biçimimiz ikiye ayrılıyor : Varlık özteorisi, gelişim özteorisi.

   Varlık özteorisini benimseyenler, yeteneklerin doğuştan geldiğine inanır ve yeteneğini var ya da yok şeklinde sınırlandırır. Gelişim özteorisini benimseyenler ise her bireyin yetenekli olduğunu ve bu yetenekleri geliştirebileceklerine inanırlar. Sen hangisine inanmak istersin? Her yeni giren bilgiyle değişen bir beynimiz varken hala yeteneklerin geliştirilemez olduğunu düşünmek hiç akıllıca değil. Yani demem o ki, potansiyelinin farkına var. Yeteneklerini geliştirmenin yoluna bak.

   Psikolog Carol Dweck, 5. sınıflardaki çalışkan öğrenciler üzerinde bir araştırma yapıyor. Öğrencilere yapabileceklerinden çok daha zor ödevler veriyor ve öğrencilerin tepkilerini gözlemliyor. Çıkan sonuçta çalışkan kız öğrencilerin daha çabuk pes ettiği tespit ediliyor. Mükemmelliyetçilik maalesef kızlarda daha yaygın. HP raporlarına göre erkekler iş başvurusunda istenilen özelliklerin %60'ına uyduğunda işe başvuruyormuş. Fakat kadınlar istenilen özelliklerin %100'ünü kendinde barındırdığında iş başvurusunda bulunuyor. Yani kadınlar erkeklere göre çok daha garantici. Kazanacağından emin olmadığı bir savaşa girmiyorlar. Ama hayat bu deneme yanılma ile öğrenilir. Bu yazıyı okuyan arkadaşım, konfor alanından çıkmak sana zor geliyor biliyorum. Ama artık daha cesur adımlar atma vakti!