Sanatta bir tabirdir çerçevenin dışına çıkmak. Hayalini kurduğun resim sınırsızdır aslında ama sana verilen tuvalin boyutları bunu düşünmez. Hatta Rönesans’ta çerçevenin dışında bir hayat yokmuş gibi resmedersin düşüncelerini. Fakat biz hiçbir resmin böyle olmadığını, hiçbir yaşamın da gösterildiği gibi yaşanmadığının farkındayız. Gelelim kendi çerçevemize… Sahi, neden olmak zorunda ki?

  Farkında mıyız? Çok öfkeliyiz insanlara. Kimisi işini gücünü bırakıp geziyor, "Zengindir kesin." diyoruz. Bir başkası öğretmenlik yaparken yazılım öğreniyor, "Ne işine yarayacak ki?" diyoruz. E biz hep diyoruz ama hiç yapmıyoruz. Çünkü gözümüzün önünde çılgınlar gibi yaşamak istediğimiz hayatı yaşıyorlar. Bizse umutla bakmaktansa hasetle konuşuyoruz. Çünkü imkanlarımızın farkında değiliz. Herkesin sanattan konuşabileceği, okuduğu kitaptan bir başkasının yorumuyla çok daha fazla şey öğrenebileceği şu dünyanın farkında değiliz. Birisi bir şey yapmak isterken ısrarla ona karşı çıkmaya ya da bir şeylerin başarılamayacağına o kadar alışmışız ki. Dört duvar ördürüyoruz etrafımıza. Hayatını kitaplarla geçirmiş bir insan çıkıyor, iki kitapla okur mu oldun diye. Biz de olmuyoruz. Karşımda inşaat sektöründen birisi, büyük bir umutla mimar olacağım günü anlatıyorum, "Şantiyede kadınlar sıkıntı yaşıyor." diyor. Böyle böyle kırılıyoruz. Umutlarımızı ve geleceğimizi yok ediyorlar. Hadi onlar başkası da. Biz neden bunu yapıyoruz?

  Devir çok değişti. Artık hepimiz her şey olabiliriz. Düşünsene, sonsuz bir evren… Her köşesinde hayat, her adımda başka bir kültür. Peki biz neden birkaçıyla yetiniyoruz? Aynı anda o kadar çok şey olabiliriz ki. Ne kadar çok keşfedersek, o kadar çok konuşabiliriz.

  Peki ya ailelerimiz? Kabul ediyorum ki birçoğumuz mükemmel destek almıyoruz. Şüphesiz ki bize zarar gelmesinden çok korkuyorlar ve yapmak istediğimiz işlerden çok başımıza gelecek işlerle ilgileniyorlar. Belki de kendimizi anlatamıyoruz. Mutluluğumuzu gösteremiyoruz. Yapmak istediklerimiz uğruna yeterince savaşmıyoruz.

  Yapamıyorum demektense engelleri öne sürmek daha kolay çünkü. E kendimize de hiç toz kondurmuyoruz. Yurt dışına çıkmamıza ailemiz izin vermiyor, girişimcilikle uğraşacağız ama paramız yok, kitap okuyacağız vaktimiz yok. O kadar çok odaklanıyoruz ki olmayanlara, elimizdekilerin değerini de hiçe sayıyoruz ve bir gün yok olacağımızı hiç hesaba katmıyoruz.

  Yarın var olacağımız kesin değil ve ben çok korkuyorum okumadığım tüm o kitapların raflarda kalmasından, izlemediğim filmlerin anlattıklarından, yaşayamadığım tüm hayatların çok eğlenceli olmasından.

 

  Biz böyle nefes alıp giderken, hayatlarını araştırdığımız tüm o insanlar yaşıyor. Çünkü yaşamak yapmak istediklerinle alakalı. Nefes almak bir durum iken, yaşamak bir eylem. Mesela hepimizin örnek aldığı Hawking, son 2 yılı kaldığını öğrendiğinde ilk beynine ne olacağını sormuş ve ölüme adım adım gittiğini bilse de asla düşünmekten, insanlık uğruna çalışmaktan vazgeçmemiş. Peki biz ne yapardık? Belki karalar bağlar, belki de olmak istediğimiz insan için çabalardık. Şimdi hayatının son bir ayını yaşa. Sana verilen çerçeveyi kır çünkü sınırsız bir evrene ayak uydurmaya çalışıyorsun. Hatta bir uzay mekiğin var ya da TARDIS? Geçmişi, geleceği ve şimdiyi aynı anda yaşayabilirsin. Belki hata da yapabilirsin. Önemli olan kendi isteğinle yapman.