Antalya… Tatil dönüşlerinde bir daha gelmeye ant içilen, sıcağına bile katlanılabilen nadir şehirlerimizden biri, hatta Mustafa Kemal Atatürk’e göre tek şehir. Birçok insanın hayali olan sahil kasabalarını bulabileceksiniz ve turizminin yanında ne kadar büyük bir tarihinin de olduğunu anlayacaksınız. Üniversite okumak için ya da hayatınızın kalanını burada geçirmek için çok fazla neden sunacak bu şehir size ya da sadece birkaç günlüğüne havasını solumak için! Her ne için olursa olsun bu içeriğimizdeysen korkma, pişman olmayacaksın. Çünkü yaşaması da anlatması da en keyifli şehirlerden biri Antalya!

Bu havada gidilmez, güneşli günde gidilmez aslında-!

 Kabul ediyoruz! Yazı da kışı da zordur Antalya’nın. Yazın 50 derecenin yanında neme de katlanabilen insanlarız. Haydi onu anladınız da "Antalya’da kış mı yaşanıyor?" diyorsanız ‘kadı kaçıran yağmuru' ile tanışma vaktiniz gelmiş demektir. Her ne kadar ılık bir havası olsa da günlerce yağan yağmur size Antalya’da olduğunuzu unutturur. Hem de naz yapmaz yağmur, tabiri caizse bardaktan boşanırcasına yağar. Biz şimdiden uyarımızı yapalım da şemsiyenizi alın ama kış için değil! Çünkü kışın o havada dışarı bile çıkamazsınız, yazınsa sizi o güneşten ancak şemsiye kurtarır.

 E geldik bahar aylarına. İşte Antalya’nın anlamı balkonlar dolmaya başladı. Balkon hayattır burada yaşayan insanlar için. Kahvaltılar da balkonda yapılır, kahveler de orada içilir. Nefes alamazlar içerde, hatta perdeleri de kapatmazlar. Bir de balkon yetmeyince sahile kaçarlar. Akşam yemeğinde sarmasını saran alır mayosunu sahile koşar. Yemeğini yedikten sonra koştur koştur denize. Yani 120 metrekare değildir Antalya’da hiçbir ev.

Biz otel sevmeyiz, ne yapacağız Antalya’da? 

 E siz de haklısınız. Yazın açtığınız kanal iğne atsanız yere düşmeyecek sahilleri gösteriyor. Otellerin tıklım tıklım dolu olduğundan ve 50 dereceyi gören sıcaklardan bahsediyor. Olimpos Antik Kenti'ne gittiğinizde ufak bir tarihi gezinin sonunda, temiz bir plaja ulaşacağınızdan ya da tırmanış gibi bir sporu deneyimleyebileceğinizden kimse bahsetmiyor. Manavgat Şelalesi'nin eşşiz manzarasının yanında bir de rafting de yapamazsınız Antalya’da. Hatta Noel Baba diye bilinen Aziz Nicholas’ı ziyaret ettikten sonra Demre’nin masmavi koylarında denize de giremezsiniz. E kışın zaten hiçbir şey yapılmaz çünkü Türkiye’deki sayılı kayak merkezlerinden birine hiç sahip değil Antalya. Haklısınız, kimse anlatmıyor size, çünkü insanlar Antalya’da yaşamayı bilmiyor!

E yaşaması güzel de bu yolların sonu ne olacak?

 Turistseniz Antalya’dan Kaş’a giden o yolu çekmişsinizdir, rahatsız olmanın yanında korkmuş bile olabilirsiniz. Çok fazla viraj olsa da camı açıp saatlerce deniz havasını solumak size iyi gelebilir. İstanbul gibi bir şehirde yaşıyorsanız bunu anlamakta güçlük çekebilirsiniz. 1 saatlik yolculuğun sonunda İstanbul’da 10 km, Antalya’da ise 60 km giderek Antalya’nın tüm ilçelerini gezebilirsiniz. Ki Antalya’nın ilçelerinin çok daha güzel olduğunu belirtmek isteriz. Merkez ilçelerin şehir içi ulaşımı ise size Antalya Kart’ın kullanıldığı otobüsleri sunuyor. Öğrenci 1.60 TL, yetişkin 2.60 TL ve bu şekilde birçok yere ulaşabiliyorsunuz. Peki ulaşımda şikayetlerimiz var mı, tabii ki. Hatların yanında, yazın sıcakta otobüsler hiç çekilmiyor. Fakat ülkemizde klimalı durak uygulamasını ilk başlatan illerden birisi Antalya. En azından otobüs beklerken serinleyebiliyoruz ve kış aylarında evsizlere barınak olabiliyorlar!

Koylar, denizler, tatiller bitti. Peki birkaç saatliğine ne yapalım?

 E sizi Kaleiçi sokaklarına davet edelim o zaman. Şehrin içinden bir anda kopabileceğiniz tarihi bir yer Kaleiçi. Bir bakmışsınız kafede, bir bakmışsınız sahaftasınız. Karaoğlan Parkı'na, limana çok kısa sürede ulaşabilirsiniz. Karaoğlan Parkı'nda bisiklet sürmeyi sakın atlamayın!

 Bir de İstanbul’a ilk gittiğimde günlerce aramıştım Dondurma Dükkanı’nı ve sonra sadece Antalya’da olduğunu öğrenmiştim acı bir şekilde. Birçok yerde bulabilirsiniz Dondurma Dükkanı’nı, Işıklar dahil. Doğal meyvelerden, buzluktan çıkartıp yeniyormuşçasına dondurma yapıyorlar. Mevsimine göre belli meyveler değişiyor fakat frenk yemişi, mandalina ve kan portakalını tatmadan ayrılmayın!

O kadar anlattın da nasıl okuyalım?

 En güzel 4 yılımızı da burada geçirmek isteriz herhalde. Bunun için de merkezde 2 tane üniversite var, Antalya Bilim Üniversitesi ve Akdeniz Üniversitesi. Akdeniz Üniversitesinin kampüsü başka bir şehir gibi zaten. Hatta içinde 3 farklı çarşısı bulunuyor. Özellikle tıp alanındaki eğitimiyle de birçok başarılara imza atmış köklü bir üniversite. Ve unutmadan! Akdeniz Üniversitesine bağlı ilçelerdeki meslek yüksekokulları da var. Bu arada Antalya’nın her ilçesinde deniz yok. Büyük bir hevesle denize girmek için geldiğiniz ilçeyi araştırsanız iyi edersiniz ki bu hayal kırıklığı zamanında birçok öğrencinin yaşadığı bir durum! Yine de başka bir ilçeye ulaşarak 1 saat içinde kavuşabilirsiniz denize. Fakat biz eğitim konusuna dilerseniz başka bir yazımızda değinelim.

Bir de insanından bahsedelim, biletleri alıyoruz!

 Bir Antalyalı ile konuşarak anlaşmakta güçlük çekebilirsiniz. Çünkü size voyn, nişliyin, öteğaka gibi kelimeler söyleyebilir. Sakince ona Antalyalı olmadığınızı söyleyin ki bir anda İstanbul Türkçesi konuşmaya başlasın. Özellikle Batı Antalya'da halk farklı bir ağız kullanır. Fakat sizi her türlü anlar ve size sahip çıkar. Size yardım eden, hiçbir neden yokken gülümseyen insanlar görürseniz şaşırmayın Antalyalıdır onlar. Onların derdi kendi içlerinde çünkü bir türlü paylaşamazlar memleketi. Her şeyi kendileri bulduklarını iddia ederler. Bir de nerelisin sorusuna hiç Antalyalı diye cevap vermezler. Ya Demreli, ya Kaşlı ya da Aksuludurlar. İstanbulda'da sorsanız bile ilçelerinin ismini verirler. Fakat Antalyalı olmayı her zaman bir gurur olarak görürler. Olmayanı da çabuk adapte ederler.

 Tabii ki her şehrin zorlukları var. Ya da biz öyle düşünüyoruz çünkü bizi rahatsız eden trafiğini geçtim, uyanmak zorunda olduğumuz için sabahından bile nefret ediyoruz bazen şehrin. Bazen de sadece keşfedebilmek gerekiyor. Her koyu bir yolculuk olarak görmek. Antalya ise keşiflerin hiç bitmeyeceği bir yer. Hepimiz biliyoruz ki çantamızı alıp 15 dakikada denize koşmak belki de en büyük lüks. Bir Antalyalı olarak kendi cümlelerimle bitirmek istemiyorum bu yazıyı. Söylediklerim size abartı gelmiştir belki diyerek arkama Mustafa Kemal’i alıyorum. Ve yazımızı 6 Mart 1930 tarihinde Antalya için şu sözleri söyleyen Mustafa Kemal Atatürk’e bırakıyorum;

''Hiç şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel yeridir!''