Hayat dediğimiz olgu, çevremizin hakkımızda yaptığı seçimlerden ve bizim ömür boyu yaptığımız tercihlerden oluşuyor; anne ve babamızın "bizi yapmaya karar verişinden" tutun da üniversite seçimine kadar. Her seçim bizi bambaşka bir senaryoya götürürken gerideki senaryoları da beraberinde silip atıyor. E hal böyle olunca, sonsuz olasılıklı bir kuyunun içinde yaşıyoruz fark etmeden. Ve bu kuyuda geçirdiğimiz hayatımızda, en önemli seçimlerden birisi de üniversite tercihi. Ailemizin, arkadaşlarımızın, hocalarımızın, yakın uzak fark etmeksizin tüm akrabalarımızın; kısacası çevremizdeki her bireyin bizden bir beklentisi var. Hepsi kendi hayat tecrübelerini bize aktararak "iyi yerlere" gelmemizi arzuluyorlar. (En azından bize karşı iyi niyetli davrandıklarını varsaymak istiyoruz.) Bu iyi niyet dolu söylevler ile bireyin kendini keşfetme ve bulma çabası da birleşince ortalık deyim yerindeyse ana baba gününe dönüyor. Bu durum çoğunluğun tercih dönemini kaosa çevirirken oldukça minör bir kitlenin de şölene dönüştürüyor. 

Nispeten vizyonlu bir aile ve sosyal çevrede bulunmanın da avantajıyla beraber, o minör kitleye girmeye başaran nadir insanlardan biri oldum. Bu cümlem tercih sürecimi çok rahat geçirmişim gibi gösterse de o kararı vermem -Picasso'nun da dediği gibi- 12 sene + 2 dakika sürdü. Henüz 8 yaşında bir çocukken, evde denk gelip okuduğum TUS ders kitabından hallice kitaplarla ve TÜBİTAK dergileriyle başlayan "beyin cerrahlığı serüvenim" yaklaşık olarak 7 sene sürdü. 15 yaşıma geldiğimde ise Fizikist'te okuduğum makaleler, kendime "Ya ben fizik mi okumalıyım?" sorusunu sordurttu. Birkaç ay süren ağır fizik kitaplarını okuma çabamın sonrasında ise aslında fiziği o kadar da istemediğimi fark ettim. Yine o zaman aralıklarından birinde izlediğim "Lie to Me" isimli dizi ise benim için önemli bir noktaydı. (Diziyi merak edenler bakabilir, yazıyı uzatmamak adına direkt geçeceğim.) Dizinin son bölümünü de bitirdikten sonra içimde bir şeylerin değiştiğini veyahut "kıpraştığını" hissettim. Ben bu hayatta insana dair bir şeyler yapmak istiyordum yahu. Sosyoloji ise bunun için bulunmaz bir nimetti. Akabinde ise direkt Google'da ve Youtube'da sosyoloji ile ilgili A'dan Z'ye her bilgiyi araştırmaya başladım. Bu araştırma ise beni Boğaziçi Üniversitesi'nin tanıtım günlerine itti. Sosyoloji bölüm tanıtım videosunun altında çıkan Psikoloji pop-up'ı ise benim için en etkili vurgu olacaktı. Fark etmeden denk geldiğim ve sonrasında hayranlıkla izlediğim o video benim için önemli bir başlangıcın temeli oldu. Yine bu zaman zarfında başladığım tiyatro oyunculuğu kursu da kendi iç dünyama doğru bir yolculuğa başlamamı sağladı ve insana dair bir şeyler yapma hevesimi oldukça güçlendirdi. O tanıtım günleri videosunda konuşan Esra Mungan hocamın psikolojiye dair sonsuz aşkı ve heyecanlı anlatışı, binlerce saat ve onlarca kilometre ötede, bir kanepede oturup çay içen Eren'i oldukça etkiledi. 16 yaşımda verdiğim Boğaziçi Psikoloji kararını ise, yolda tek tük şüpheler ve ayrılıklar olsa da, 19 yaşıma -yani lise mezuniyetime- kadar korumayı başardım.

Her ne kadar sınav süreci psikolojik anlamda yıpratıcı geçse de çevremdeki arkadaşlarımın da desteğiyle akıl sağlığımı yitirmeden bu zorlu maratonu tamamladım ve Boğaziçi Psikoloji'yi kazanmayı başardım.

Sözlerime yavaştan son vermem gerekirse; tercih süreci, ÖSYM tarafından verilen 2 haftalık zamana sığdırılamayacak kadar uzun bir süreç. Bireyin kendini gerçek anlamıyla tanımaya çabalaması, bu hayattaki temel arzu ve isteklerini keşfedebilmesi uzun yıllar alan ve birkaç senede bitemeyecek bir süreç. Çünkü her geçen gün majör bir hızla değişen ve farklı bir konjonktüre evrilen dünyamızda, insanın varlık olarak sabit kalabileceğini düşünmek en hafif tabirle naif bir temenniden öteye gidemez. Sürekli dönen bu makine çarklarının arasında ise insanlık olarak hayatımız boyunca kendimizi tanımaya gayrer ediyoruz.

Bu yüzden tercih dönemi yaklaşmadan birkaç sene önce, belki henüz ortaokul sıralarındayken, kendimize sorular sormaya çalışmalı ve bu soruların cevapları için bol bol okumalıyız. 

"Tıp mı istiyorum; o zaman oturup tıp ders notlarına göz atmalıyım."

"Fizik mi istiyorum; o halde Einstein'ın ve diğer fizikçilerin kitaplarını okumaya çalışmalıyım."

"Hukuk okumak mı istiyorum; birkaç ay boyunca bir avukatın yanında gönüllü olarak vakit geçirmeliyim."

Bu liste yüzlerce bölüme kadar uzar gider ancak bâki olan okunmak istenen bölümü araştırmak. "Ben bunu istiyor muyum? İstiyorsam da neden istiyorum? Ben bu bölümü x yıl kadar okuyabilecek miyim? 60 yaşıma geldiğimde torunlarıma dert mi yakınacağım?" İnanıyorum ki bu soruları tüm dürüstlüğüyle kendine soran ve dürüst cevaplar alan bir öğrenci; sadece üniversite yıllarında değil, tüm hayatı boyunca mutlu bir hayat sürer.

"Her seçiş bir vazgeçiştir." 
-Jean Paul Sartre