Harry Potter… Çocukluğumuzun kocaman bir kısmı, gençliğimizinse belki de mimarı. Birçoğumuz çok küçük yaşta, daha kitap okumaya yeni başlamışken okuduk Harry Potter’ı. Büyülü bir dünya her zaman ilgimizi çekerken bir de kendi yaşlarımızda birisi vardı. Farklı okullarda da olsak belirli kurallar vardı, ergenliğe birlikte girdik, aynı şeyleri yaşadık. Bana kalırsa Harry’nin ve diğerlerinin hayatımızda bu kadar yer kaplamasının en büyük nedeni buydu. Büyülü bir dünyada yaşamasına rağmen bizimle yaşıyordu. Bize hissettirdiğin birçok duygu ve öğrettiğin her şey için teşekkürler Harry, Hermione, Ron, Rowling ve daha nicesi. Bu yazı 11. yaşımıza…

  1. İlk andan itibaren hep hissettiğimiz şey, dostluk!

 Felsefe taşının kaçıncı dakikası bilmiyorum fakat Hagrid’in Harry için getirdiği doğum günü pastasıyla başladı dostluk hikayesi. Sonrasında ise Ron, Hermione, Neville, Ginny ve daha birçok kişiyi anlattı hikaye. Her fırsatta da dostlarını arkasına alıp savaştı Harry ve şüphesiz ki hiçbir başarısını tek başına elde ettiğini söyleyemeyiz. Hatta Harry Potter hiçbir zaman Harry olmadı, daha fazla Ron, Hermione ve Harry oldu. Belki 7 belki 8 yaşındaydık, dostluğu o kadar derin hissettik ki… Teşekkürler Ron Weasley.

  1. Özür dileriz Severus Snape, gerçekten!

 Her filmin başında hem Harry hem de biz Snape’ten kötü bir şeyler yapmasını bekledik. Gözümüzde o bir Slytherin’di ve karanlık sanatlarla fazlasıyla ilgiliydi. Fakat hiçbir zaman öyle çıkmadı, aynı Draco Malfoy gibi. Bizi en çok hüzünlendiren hikayeler her zaman onlardan çıktı ve Harry Potter her seferinde önyargılarımızı kırdı. Biz bunları hep çok acı bir şekilde öğrendik ama teşekkürler Severus Snape.

  1. Gryffindor’a 50 puan!

 Muhtemelen Rowling’in hayatı boyunca en çok değer verdiği şeylerden biriydi cesaret. Ki baş karakterlerimizin çoğu cesaretleriyle ünlü Gryffindor binasına aitti. Ne Harry ne de Hermione başına gelenlerden ötürü hiçbir zaman oturup ağlamadı, her zaman bir yol bulmaya çalıştı ve savaştı. Belki de birçok şeyi yaşayarak öğrenebilecektik fakat cesaretin ne demek olduğunu görmeden asla öğrenemezdik. İşte bu yüzden teşekkürler Hermione Granger.

  1. Ne olursa olsun yanımızda olduklarının farkındayız, ailemiz.

 Lily ve James biz kitaplara başlamadan önce çoktan ölmüş olsa da biz onların yokluğunu hiçbir zaman hissetmedik. Hatta 10 yıl önce öldükleri aklımıza bile gelmedi. Çünkü her anlamda Harry’nin yanındalardı ve onun geleceği için her şeyi düşünmüşlerdi. Ki James ve Lily Harry’nin tek ailesi olmadı. Vaftiz babamız Sirius’un varlığını hep hissettik hatta ara ara Snape’in Harry’nin babası olduğunu düşündük. Ailelerimizin de yanımızda olmasa bile düşüncelerimizde her zaman yerini gördük. Teşekkürler James Potter.

  1. Hala mektubunu bekleyen tek kişi sen değilsin!

 Umut… Her replikle aklımıza kazınan, her bir ölümde acaba ayağa kalkar mı diye beklediğimiz dakikaların anlamı. Hiçbir karaktere kötülüğü ya da ölümü yakıştırmadık, her zaman bir şeyleri umut ettik. En çok da mektubumuzun gelmesini! Geldiğimiz her yaşta da beklemeye devam ediyoruz. Ee ne demiş Dumbledore, ‘’Mutluluk en karanlık zamanlarda bile bulunabilir, sadece ışıkları yakmayı unutma!’’ Teşekkürler Dumbledore.

 Belki 20’li yaşlarının başında belki de sonundasın. Belki 10 yaşındasın belki de hiç doğmadın. Muhtemelen hepimiz yaşamımızın bir köşesine Harry Potter’ı alacağız. Ve aldığımızla kalmayıp 70 yaşına da gelsek ondan bahsedeceğiz. Öyle güzel yaşımıza öyle saf duygularla işlediler ki Harry’i hiçbir zaman izlemekten sıkılmadık. Yaklaşık 20 yıl sonra hepimiz çocuklarımızla izlerken de aynı şeyleri yaşayacağız. Zamansız olduğun için teşekkürler Harry Potter. Bize tüm bunları yarattığın için teşekkürler JK Rowling.