İstanbul… Orhan Veli’nin dizelerine, Fatih’in rüyalarına, Sezen’in de sözlerine çağlamış; hayalleri, mutlulukları ve hüzünleri saklamış. Bazılarının hayali olmasa dahi bir kez gördükten sonra hayallerinin başkenti olmuş. Trafiği, insanı tükenmez derler İstanbul’un ama sevmekten de vazgeçilmez. Hayallerini rüya gibi bir şehirde yaşamak ister misin? E o zaman, İstanbul’a hoş geldin.

 

 

1) Galata Kulesi’ne çıkıp ‘’Yeneceğim seni İstanbul!’’ diye bağır ki, meydan yiğit görsün!

Bak Galata’ya! İlk günü gibi İstanbul’da, dimdik. Hepimiz hayatımızda en az bir hedefi Galata ile temsil etmişizdir, hele ki o hedef içinde İstanbul’u barındırıyorsa. İstanbul’un en büyük simgelerinden biri Galata, e nedeni çok açık değil mi sizce de? O kadar yangına, savaşa, kedere ve aşka dayanmış Galata… Tüm İstanbul’u görmüş; hıçkıra hıçkıra ağlayan bir çocuğu da, gölgesine sığınan bir yalnızı da ama hiçbirinde yıkılmamış. Sen de göreceksin İstanbul’da her şeyi ama pes etmeyeceksin çünkü o kuleye her çıktığında yeniden âşık olacaksın İstanbul’a. İşte İstanbul’da ilk ayını atlattıktan sonra kuledeki o kuyruğa aldırmadan çıkacaksın tepesine, konuşacaksın İstanbul’la. Ve o merdivenleri her çıktığında başaracağından adın gibi emin olacaksın.

 

 

2) Martılara simit atar mısın bilemem ama vapurda kahvaltıya hayır demeyiz!

Hele bir de istikamet Adalar ise yaşıyorsun bu hayatı! Motorun ve dalgaların ruhu aşağıdaki saksafon sesine eşlik edecek, rüzgar saçlarını okşayacak ve sen de en güzel anılarına dalacaksın. Vapur bir kültürdür İstanbul’da, bazen karşıya geçmek için değil sırf binmek için binersin vapura. Dalgalara hıçkırmak istediğin bir konu ya da martılarla dans edeceğin bir mutluluk, öyle ya da böyle o vapura binersin. Yoksa da bir hikayen denizin üzerinde çay-simit hikaye olur sana, onun tadı başka.

 

 

3) Her sokak anlaşmış aslında birleşelim bir yerlerde demişler, denizde karar kılmışlar sonra.

Huzurun mavi dışında bir yerde arandığı nerede görülmüş? Ama sen yine de çok arama, gir bir sokağa. Yürü biraz, dur dur hemen pes etme. Yolun sonunda seni bekleyen bir huzur var unutma sakın! Her semtin sokaklarında kaybol ve sonunda denizi bul, o denizin topladığı kalabalığa ait ol. 

 

 

4) İstanbul uyumaz, ya sen uyurken çok eğlenirlerse?

Dert etme! Yaşadığın her saniye yapacak bir şeylerin olacak. Öylesine girdiğin bir kafede stand-up gösterisine denk geleceksin, yolda yürürken bir müziği takip edeceksin… Yapacak şeyin, gidecek yerin bitmeyecek ve asla İstanbul’un hızına yetişemeyeceksin.

 

 

5) Etrafında dönen milyonlarca hayat var, hangisine dâhil olmak istersin?

Bankta oturan, seninle aynı kitabı okuyan yaşlı bir teyze; rastgele oturduğun kafede sana gelip kafeyi nasıl bulduğunu soran bir beyefendi; rıhtımda denizi izleyen, belki de seninle aynı düşüncelerde boğulan bir hanımefendi… Hepsinin ayrı bir hikâyesi var, dinlemek istersen. İstanbul birçok kültürden insanı bir araya getiriyor ve inan hepsi konuşacak bir şeylere sahip, anlayacak insan arıyor. Bankta otururken bir ses geliyor kulağına ‘’Çok kalabalık, çok!’’ Bak o amcanın sana anlatmak istedikleri var, Balkanlar’da bıraktığı kardeşini anlatacak. Bir diğeri sana çok benzeyen kızını… Hepsiyle tanışacaksın, paylaşacaksın ve birçok dünyaya ait olacaksın. İnsanı değil hikâyesi çok İstanbul’un, dinlemeyi bilene.

 

Bu yazımızda sana neden İstanbul'da okuman gerektiğini açıkladık, umarız hayallerine giden bu yolda düşüncelerine bir nebze de olsa katkı sağlamışızdır. Bu şehirden bir şeyler almanı, bu şehre aynı zamanda kendini katmanı çok isteriz. Son olarak bir de Alphonse de Lamartine'den bilmek isteriz İstanbul'u...

Dünyaya bir kez bakmak zorundaysan sadece İstanbul’a bak! 

-Alphonse de Lamartine