Hedeflerin var, hayallerin ve yapmak istediklerin… Hepsini yapmalısın ve en iyisi olmalısın. Ya da daha iyisi. Üniversite okumak zorundasın, sıralaman çok iyiyse tabii ki tıp okuyacaksın. Yüksek lisans yapacaksın ve çok iyi bir şirkette çalışacaksın. Evleneceksin, çocukların olacak. Sınavlarda başarılı olacaksın. 4 yılda mezun olacaksın. Okumayı öğrenmek zorundasın. Sosyal medyada fazla vakit geçirmeyeceksin ve insanlara vakit ayıracaksın. Kitap okuyacaksın ama öyle her kitabı değil, klasikleri. Eğer bir kadınsan, bir erkeğe aşık olabilirsin. Aldığın eğitimi en iyi yerde alacaksın ve İngilizce öğreneceksin… Tek sınırlar çizdiler ve o çizgide yürümeni söylediler. Peki sen o yolda yürümek istiyor musun?

Tüm bu söylediklerimi aynı anda duymak seni rahatsız etti mi? Bunların birçoğunu artık duymuyorsun, biliyorsun. Çünkü ortalama bir insanın yaşamından bahsettim az önce. Peki ya kime göre ortalama? Ya da sürüden ayrılanı kapan kurt kim? Ayak uydurduğun sistem var ya, o sistemin var olduğunu sana kim söyledi? Aslında olmayan o sistemden bahsedelim mi biraz?

Neden? O kadar kolay bir soru ki aslında. Fakat birçoğumuzun asla cevap veremeyeceği bir soru. Çünkü bilmiyoruz. Tüm bunları neden yaptığımızı bilmiyoruz ya da farklı yaptığımızda ne olacağı hakkında hiçbir fikrimiz yok. Bir yol profili çizilmiş ve herkes onun üzerinde yürüyor. Arada bir ayağı takılıyor fakat asla yoldan sapmıyor. Çünkü bir yerlerde kurt olduğuna öylesine inandırıldık ki. Farklı bir düşünceye sahip insanları aynı diğerleri gibi lanetliyoruz. Evet evet sen de yapıyorsun ben de yapıyorum. Çünkü başka bir dünyanın içine girmeden ona ait olamayız. Aidiyet demişken… Neden bu kadar önemsiyoruz bağlanmayı? Ait hissettiğimiz kültüre göre yaşamak neden bu kadar önemli? Etrafındakilerle bir bütün olduğunu düşündüğün yerden başka bir yere sahip olamaz mısın?

Her zaman sistemin kölesi olmaktan yakınıyoruz. Üniversite okumayan başarılı insanları çok fazla yücelttiğimizi düşünüyoruz mesela. Üniversiteyi yücelttiğimizin farkında olmadan. Parası olmadan seyahate çıkan insanları görüyoruz ve yapabildiklerine şahit oluyoruz. Ama bize söylenilenlere o kadar çok inanıyoruz ki bunu yapan insanları takdir ediyoruz. Aslında yaptıkları tek şeyin kulaklarını tıkamak ve karar vermek olduğunu düşünmeden. Günlük hayatımızda sürekli karar veriyoruz, ne yiyeceğimiz gibi. Peki neden ne okuyacağımıza biz karar vermiyoruz? Ya da gerçekten eğitim almak istediğimiz için mi okuyoruz? Diplomanın hiçbir kapıyı açmadığından yakınıp ısrarla diploma almaya çalışıyoruz.

Ve çevremizde sürekli evlilikten bahsediliyor. Kişinin özelliği haline geliyor ve kendini tanıtırken kullanıyor. Peki evliliği dinimiz ve kültürümüz için mi yapıyoruz yoksa insanlar için mi? Ya da ileride Fransa’da yaşamak isterken kimse neden İngilizce öğrendiğini sorgulamıyor. Birey olduğumuzu çok fazla unutuyoruz. Yaşadığımız hayatın acısını da mutluluğunu da kendimiz hissediyoruz. Çevremizdekiler ise mutluluğumuzdan pay alırken acımızı bir ‘’Geçmiş olsun’’ ile geçiştirmeye çalışıyor. Yaşadıklarımızı dışarıdan izleyen ya da dahil olan insanların bize yönlendirmesine izin veriyoruz. Doğru yaşadığını söyleyenlerin bizi manipüle etmesine alışmışız. Ya farkında değiliz ve doğru gibi geliyor. Ya da dur diyemeyeceğimizi düşünüyoruz.

  Biliyorum, bir hayalin içinde değiliz ve çevremizdekiler tuzluk değil. Beynimizin ısrarla bu durumun çok zor olduğunu söylediğinin de farkındayım. Fakat konfor alanın olmadığını kabul etmelisin. Sana yapman gerektiği söylenilen her şeyi sorgulamalısın. Bir önceki cümleyi de. Ve sorgularken çevreni değil hissettiklerini baz almalısın. Çünkü senin yolun o yol değil. Hem belki de sen yürümek istemiyorsun.