Netflix hesabınız yoksa endişelenmeyin, bu yazı Netflix’le alakalı değil, müzikler ya da kitaplarla da ilgili değil. Bu yazı sizinle ilgili, evet evet belki de kimsenin seni fark etmediğini düşünüyorsun ama bu yazı seninle ilgili. Fazlaca da benimle ilgili, kendime söylemek istediklerim var. Belki sen de birkaç kelime alırsın içinden. İnsanların seni görmediğini ya da fazla umursadığını mı düşünüyorsun? Kalabalıklar ardında biri seni fark etsin ve seninle ilgilensin mi istiyorsun? Peki sen kimsin? Kültürün, dinin, ailenin toplamı mısın yoksa onlar mısın? Soruyorum sadece, sen kendinin farkında mısın?

 Sanırım hayat denilen şu yolda en zorlu kısım bu, çünkü bitmeyen ve sürekli değişen bir bölüm burası; biz. Ahlak kuralları, yöremiz, ailemiz… Hepsinin toplamına bir de yaşadıklarımız, isteklerimiz ve biz giriyoruz. Sorun şu ki, bazen farkına varmadan, sorgulamadan bize söylenilen her şeyi kabul ediyoruz. Ve kendimiz olmaktan bir anda çıkıp çevremiz oluyoruz.
 Bize de hak veriyorum, her öğrenmeye çalıştığımızda bize sorgulamamamız ve bilmemiz söylendi. Uyum sağlamamız istendi ama kime göre neye göre bu uyumlar? Bir resimde onlarca renk de uyum içinde değil midir? Ya da gri de bir renk değil midir? Neden bizden hep siyah ya da beyaz olmamız istendi? Senden bir ricam var, evet evet senden! Ben senin farkındayım; renklerinin, farklılıklarının, çabalarının… Henüz bunlara sahip değilsen de korkma çünkü sen de öğreneceksin. Ama denemen gereken şeyler var, en önemlisi de sorgulaman gereken… Sana söylenilen her şeye inanma olur mu? Çok zor biliyorum, en zoru da ailenle çelişmek. Ama onlara usulca senden 20 yaş büyük olduklarını söyle, alışacaklardır. Çünkü onlar senin ailen ve en çok da onlar seni kabul edecek. Ama lütfen kendinin farkına var ve sonra da kendini savun.

 

 En çok duyacaklarından biri de ‘’Büyük konuşuyorsun!’’ E konuş tabii. Büyük konuşmak için ne yaşa ne de büyük deneyimlere ihtiyacımız var, sadece akılla konuşabiliriz. Hatta hep büyük konuşalım ki düşüncelerimizin arkasında o kadar büyük duralım!
 Ha bir de, sana bunu söyleyenler değişimden korkan ve onu sevmeyen insanlar. Geçen yıl asla yapmam dediğin bir şeyi yaptığında keyiflenecekler ve karşına çıkıp gülecekler. Değiştim, diyeceksin ve buna daha da gülecekler. Çünkü onlar değişimin ne denli güzel olduğunun farkında değiller. Düşüncelerinin değişmesi asla tükürdüğünü yalamak değil. Düşüncelerinin değişmesi senin kendini geliştirmenle alakalı. Bir konuda fikrin değiştiyse bunun üzerine düşünmüş ve bir şey katmışsın işte. Hatta sana bir şey söyleyeyim mi? Büyük konuşmaktan daha güzel olan tükürdüğünü yalamak!

 Bak burası en sevdiğim kısım! Yıllarca bana maymun iştahlısın dediler. Yıllarca bana maymun iştahın kötü bir şey olduğunu da söylediler. Ben bunun çok geç farkında vardım ama hayatımda ne başardıysam maymun iştahlı olduğum için başardım. Ha diyeceksin ki, 22 yaşında sıradan bir üniversite öğrencisisin ne başarabilirsin? İnan kendi çapımda o kadar çok şey başardım ki… Senin asla başarı olarak görmeyeceğin, o kadar şey düşündüm ki. Evet evet benim başarılarım sadece somut değil. Sadece şunu söylemek istiyorum, başarı sensin. Yapmak istediklerin, yaptıkların, deneyimlerin… Mükemmel olmak zorunda mı? Mükemmeliyetçiysen, evet olmak zorunda sen de kendini böyle iyi hissedeceksin. Bırak mükemmeliyetçi desinler, sen en iyisini bulamadığın için hiçbir şey yapmamış gibi görün! Ama kendine neler kattığına bir bak!
 Benim için hep şu denir, ‘’Huriye Salsa’ya mı başlamış? Seneye bırakır kesin!’’ Kahkalar… Bak ben de kahkaha atıyorum ama mutluluktan. Onlar benimle istedikleri kadar dalga geçsinler. Ben maymun iştahım sayesinde bir yerde tutunamasam bile her yere dokunmaya çalışıyorum!

 Gelelim işin Netflix kısmına; Unorthodox, Aşk 101, Atiye… Birçok yapım artık bizim biz olmamızla bizden çok ilgileniyor. Hiçbir dizi film hakkında yorumda bulunmayacağım ama bazı şeyleri izlediğinizde güzel vakit geçirmeseniz bile aklınızın bir köşesine kaçıp gitmek geliyor ama kendinize! Mesela Under the Tuscan Sun filmi, İtalya’ya kaçmakla değil kendine sığınmakla alakalı. Paulo Coelho’dan Aldatmak ve Simyacı kitapları, Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı. Muhtemelen karakterlerin yaptıklarının takdir etmeyeceğiz ama o kitapların da derdi kendini keşfetmek. Ya da bu aralar kafayı buna takmış ben izlediğim, dinlediğim her şeyde bunu buluyor da olabilirim. En kısa yoldan Athena’dan Ben Böyleyim… Bir dinle, oku, izle anlayacaksın derdimi. Sonra ben sana kendimi anlatırım, sen de seni anlatırsın bana. İyi yolculuklar.

Hayat benim
Her anımı yaşadıkça sevesim var
Aldırmam hiç yağmurlara
Benim güzel hatalarım var
Bir an bile vazgeçmedim
Kendi yolumdan