Giderek artan tüketim çılgınlığının tüm dünyaya yayıldığı bir çağda, çoğumuzun bunun farkına bile varmadan, ihtiyacımız olmadığı halde her gün daha da fazla tükettiğini hiç düşündünüz mü? Şimdi hepinizi öz eleştiri yapmaya davet ediyorum ve lütfen hepimiz dürüstçe kendimizi ölçüp tartalım. Örneğin, alışveriş yaparken vitrin camında gördüğümüz bir ayakkabı veya yolda yürürken yanından geçtiğimiz bir pastane aklımızı çelmeye yetiyor ve o tüketim bataklığına yeniden saplanıyoruz. Peki neden ihtiyacımız olmadığı halde sürekli bir şeyler alıp tüketme ihtiyacı hissediyoruz? Örneğin o ayakkabıyı almadan neden içimiz rahat etmiyor?

 Aslında bu vahim durumun pek çok sebebi var. Örneğin artık yaşamımızda ihtiyaç duyduğumuz şeylere ulaşmak daha kolay. Bir de sürekli maruz kaldığımız reklamlar, algı çalışmaları var... Bu listeye daha pek çok etmen eklenebilir.

Minimalizm tam da bu noktada adeta cankurtaran gibi imdadımıza yetişiyor. Minimalizm, 1960'larda ortaya çıkan ve günümüze kadar varlığını sürdürerek birçok insanın hayatına ilham kaynağı olan bir akım. Tazeliğini koruyan bu felsefi akım, insanların sade bir yaşam tarzıyla mutluluğa erişebileceklerini vurgulamakta. 

Kısaca sadece gerçekten ihtiyacımız olduğunda bir şeyler satın almayı ve hayatımızı minimum eşyayla devam ettirmemizi desteklemekte bu yeni akım. Çünkü sadeliğin getirdiği özgürlük, bataklığa saplanmış bizleri tüketim prangalarımızdan kurtarabilir ve daha mutlu olmamıza yardımcı olabilir. Aslında hepimiz biliyoruz içten içe, sürekli bir şeyler satın almanın bizi mutlu yapmadığını. Artık bu mesele o kadar tehlikeli sınırlara ulaştı ki, dünyamızın kaynaklarını gün geçtikçe büyük bir hızla tüketiyoruz ve dünyamızın ömründen çalıyoruz, dolayısıyla insanlığın ömründen de. Bununla birlikte, yapılan birçok bilimsel araştırma, insanların ihtiyaçlarından fazla tüketmelerinin onları hem fiziksel hem de psikolojik anlamda olumsuz etkilediğini desteklemekte. Bu yüzden haydi gelin, minimalizme hayatımızda yer alması için bir şans verelim. Denemekten hiçbir şey kaybetmeyiz, hatta bazılarımız gerçek mutluluğu minimalizmde bile bulabilir!

Bu yeni akımın bizler için yeni bir hayat tarzı olup olamayacağını anlamak için kendimizi küçük bir teste tabi tutabiliriz. Mesela işe, dolabın en alt köşesinde duran ve sadece ev taşırken gün yüzüne çıkardığımız kıyafetlerimizi ayıklayıp bir hayır kurumuna bağışlayarak veya çeşitli ikinci el kıyafet satma uygulamalarına ekleyerek başlayabiliriz. Dolaplarınızı kurcalamaya başladığınızda, aslında ne kadar çok ihtiyacınız olmayan ve kullanmadığınız eşyaya sahip olduğunu anlayacaksınız. 

O zaman yeni mottomuz belli, yaşasın minimalizm!