Kahve denince akla ilk gelen kahve markası çoğu zaman Starbucks! Onunla tanışmayan, adını bilmeyen neredeyse kalmadı. Bu denli geniş bir kitleye hitap eden bu kahve zinciri hangi yollardan geçip bu günlere geldi dersiniz?

 Starbucks'ın kurucusu Howard Schultz, fakir bir ailenin en büyük çocuğuydu. Ailesinin masrafları karşılayamamasından ötürü, okul masraflarını ve aynı zamanda harçlığını karşılayabilmek için küçük yaşta çalışmaya başladı. Hatta öyle günler olmuş ki geçimini sağlamak için kanını parayla satmıştır. Futbol bursuyla Michigan üniversitesini bitiren Schultz, New York'taki bir şirkette satış temsilciliği yaptıktan sonra mutfak araç-gereçleri pazarlayan Hammerplast şirketinde çalışmaya başlıyor ve kısa sürede mutfak gereçlerinden sorumlu genel müdür oluyor. Asıl olay, tam da burada başlıyor. Siparişleri takip eden Schultz'un dikkatini Seattle'daki bir şirket çekiyor. Öyle ki bu şirketi görmek için Seattle'a kadar gidiyor.

 Schultz'un dikkatini çeken detay ise, bu şirketin sürekli yüksek miktarda aynı tür filtre kahve gereci sipariş etmesiydi. Merak ettiği bu şirket Starbucks'tı. Schultz bu ziyareti sayesinde Starbucks'ın ilk kurucularıyla tanışma fırsatı yakalamıştı. Starbucks o zamanlarda biri ingilizce öğretmeni, biri yazar, biri de tarih öğretmeni üç ortağın kurduğu ve içinde yalnızca kahve çekirdeklerinin satıldığı küçük bir işletmeydi. Kurucu ortakların amacı hiçbir zaman çok para kazanmak olmadı. Tek amaçları çevredeki insanların iyi kahveye ulaşmasını sağlamaktı. Bu yüzden de Starbucks o dönemde sadece kahve tohumu satıyordu. Starbucks'ın hikayesinden çok etkilenen Schultz, onlara ortak olmak ister fakat ortaklar bu konuya çok sıcak bakmazlar. Bu uğurda yaklaşık bir yılını harcayan Schultz, en sonunda ortakları ikna etmeyi başarır ve şirkete pazarlamadan sorumlu yönetici olarak giriş yapar.

 Bir iş gezisi için gittiği İtalya'da gördüğü kahve kültürü Schultz'un ufkunu açar ve günümüz Starbucks'ının temelleri kafasında yavaş yavaş oluşmaya başlar. İtalya'da deneyimlediği espresso ve türevi kahvelerini, henüz hiçbiriyle tanışmamış Amerika ile tanıştırma ve bu sayede işleri büyütme düşüncesini ortaklara açmıştır. Fakat ortaklar bu duruma ''Burası bir restoran değil, ayrıca biz kahve tohumu satıyoruz.'' diyerek karşı çıkarlar. Ama Schultz'un vazgeçmeye hiç niyeti yoktur.

 1986 yılında Schultz, II Giornale adında İtalya'da gördüklerine benzer bir espresso dükkanı açar. İtalyadaki kahve kültüründen çokça etkilendiği için menüleri de İtalyanca yapar fakat müşteriler bu kültüre tam anlamıyla hakim olmadığı için ve menüleri anlamadığı için işler tam da istediği gibi gitmez. Bunun üzerine menüde ufak değişiklikler yapar. Bir yıl sonra Schultz, Starbucks'ın ortaklarının şirketi satmaya karar verdiklerini öğrenir ve ortaklardan hisseleri alarak Starbucks'ın sahibi olur ve II Giornale adındaki dükkanını bir kenara bırakır.

 Starbucks'ın büyüyüp tanınması ise bilindik reklam kampanyalarından farklı. Hatta reklamsız büyüyen bir marka diyebiliriz. Marka oluşturmanın en önemli adımının müşteri deneyimi olduğunu düşünmüş ve reklama milyon dolarlar harcamak yerine müşteriyi memnun etmeye odaklanmıştır.