Kimimiz oyuncu olarak tiyatro sanatının içinde, kimimiz ise izleyici olarak bu sanatın yanında bulunduk. Hatta muhtemelen birçoğumuzun hayaliydi ilerde tiyatro sanatçısı olmak. Yine bazılarımız başardı, bazılarımız vazgeçti. Ama neresinde durursak duralım tiyatro her zaman hayatımızın içinde oldu. Peki hiç düşündünüz mü nasıl doğdu bu sanat? İnsanlar bir anda sahnede mi buldu kendini dersiniz? Tabii ki öyle olmadı. İçinde bulunduğumuz birçok şey gibi tiyatronun da bir başlangıcı, ona ilham veren bir hikayesi var… Milattan önce 6. yüzyıla hoşgeldiniz!

Dionisos’tan sahnelere…

 O yıllarda her şey dine bağlı. Yapılan müzik tanrılar için, toplanan her kalabalık ise tanrının huzurunda. Hal böyle olunca tiyatronun adımları da burada atılmış. Birçok insanın toplanıp, tanrı Dionisos için tören yaptığı bir günde başlamış her şey. Din adamları bir topluluğun ortasında dualar ederken, seyirciler arasından bir kişinin sesi yükselmiş… Tören sırasında din adamlarına sadece bir şey sormak isteyen Thespis sayesinde ortaya çıkmış tiyatro. Din adamları bu konudan ne kadar rahatsız olsa da kalabalığın çok hoşuna gitmiş bu durum. Sahnede karşılıklı konuşmalar düşüncesi de böyle kazınmış insanların aklına.

Herkesi bir araya toplayan sanat!

 Sazını alan değil belki ama sözünü alan çıkmış sahnelere. Belli bi dönem yine dinsel hikayeler canlandırılmış. Tam anlamıyla sahne kavramının olmadığı zamanlarda insanlar sanatçıların çevresini sarmış. Sonrasında vagoon denilen gezici sahneler ortaya çıkmış, sanatçıların alt tarafının kulis olarak kullandığı ve üst kısmında oyun sergilediği tekerlekli sistemler. İnsanlar için bu dönemde en önemli etkinlikmiş tiyatro. Şimdilerde olduğu gibi olmasa da olur denilen bir sanat değilmiş.

Oyunlarıyla, mimarisiyle kültürlerin aynası olmuş!

 Her alanda olduğu gibi tiyatroda da farklı kültürler kendilerini ortaya koymuş. Hikayelerin yanında mimariyi de etkilemiş kültür. Yunan tiyatrosu yüksek alanlara yapılmış, tam dairelik sahne alanı yerleştirilmiş. Katlardan oluşan seyirci alanları tasarlanmış. Roma tiyatrosunda ise düz zeminde yarım dairelik sahne kullanılmış. Roma tiyatrosu ise kendini korumak yerine gladyatör şavaşlarına dönüşmüş.

Sahneden daha fazlası, sahne arkası!

 Peki sadece kelimelerden oluşan tiyatro kendini nasıl bir görsel şölen haline getirmiş? Dekorlar kullanılmaya başlandıktan bir süre sonra, tiyatrolar dekoruyla inşa edilmeye başlanmış. Bunun en iyi örneklerinden biri de İtalyan mimar Palladio’nun tasarladığı, Teatro Olimpico. İtalya’dan bir sokağı sahnede dekor olarak kullanmış ve sokağın belli bir kısmını sahneye yaptıktan sonra perspektifle görüntüyü derinleştirmiştir. Oyuncular sokakta yürürken kaybolana kadar seyircinin izleyebildiği bir tiyatro. Hatta perspektife uymak için, sanatçı yürürken belli bir yerden sonra; bir cüce ya da çocukla yer değiştirirmiş. Böylece gerçekçi oyunlar sergilenirmiş. O zamanlarda birçok mimar sahne dekoru üzerine çalışmış. Dekorlar şimdi olduğu gibi devasa kulislerde yapılırmış… Sahnede izlediğimiz birkaç saat tiyatronun çok küçük bir kısmı. Arkasında dev bir emek ve kadro var, aynı yüzyıllar önce olduğu gibi.  

 Dilimiz döndüğünce geçmişini anlattık size tiyatronun, geleceğini ayakta tutmaksa bizim elimizde. Sanata, sanatçıya değer vermekten ziyade artık sahip çıkmanın vakti. Bir sonraki yazımıza kadar sanatla kalın.