Daha önce bir içeriğimde size İstanbul’da üniversite okumak için nedenler sunmuştum. İstanbul’a övgüler yağdırmış, sanki hep mutluymuş gibi anlatmıştım. Ama bu hayatta hiçbir şey bizi tam anlamıyla mutlu edemiyor ve katlanmamız gereken durumlar var. İstanbul size sunduğu imkânların yanında sizden çok fazlasını alıyor.

  1. Ne sen ona aitsin ne de o sana

Yaşamımızda her zaman bir şeylere ya da kimselere ait olduğumuzu düşündük. Arkadaşlar yoktu, arkadaşlarımız vardı. Köpeğimiz, annemiz, sevgilimiz, memleketimiz… Ama asla İstanbul’unuz olmayacak. Ya da hiçbir zaman kendinizi bir semte ait hissetmeyeceksiniz. Çünkü her zaman gittiğiniz kitapçıda komşunuz Neslihan Teyze’yi değil, daha önce hiç görmediğiniz bir insanı göreceksiniz. Bir ilçeden diğerine 15-20 dakika içinde geçtiğiniz için yaşadığınız yer her zaman İstanbul olacak. Beyoğlu, Kadıköy ya da Şişli değil. Küçük bir grupla değil kocaman bir güruhla yaşadığın için de hiçbir zaman sana ait olmayacak İstanbul.

  1. En çok da trafik senden alacak

Çok büyük İstanbul ve her semti birbirine kavuşmak için çabalıyor. Haliyle yolları da çok fazla. Her yere ulaşabilirsiniz İstanbul’da. Tabii saat 6’da uyanırsanız... Gününüzün çok değerli kısımları günlük 3-4 saatiniz trafikte geçeceği için size veda edecek. Bir şeyler yapmaya ne haliniz ne de isteğiniz kalacak. Gitmek istediğiniz her yerin yolları gözünüzde büyüyecek ve elinizdeki o imkanları yeterince kullanamayacaksınız. Hele bir de her yere motorla gittiğiniz küçük bir semtten geldiyseniz İstanbul’a. En çok size koyacak. Öyle ya da böyle en değerli yıllarında en güzel zamanlarını trafik harcayacak.

  1. Kalabalıklar içinde yalnız kalmak, tam olarak bu 

En çok da sabretmeyi öğreneceksiniz. Çünkü sizinle aynı sosyal yaşamı paylaşan yaklaşık 15 milyon insan var ve sizinle aynı otobüse biniyorlar, aynı etkinlikte sıra bekliyorlar. İnsanlar çok kaygısız. Yolda omuzlarınız çarpıştığında geri dönüp özür dileyebileceğiniz bir insan olmayacak. Çünkü çoktan kalabalıkta kaybolmuş olacak. İnsanlar yaptıkları hataların üstünü kalabalıkla örtmeye çalışıyor İstanbul’da ve tanımadıkları kişilerin bir başkası için değerli olabileceğini asla düşünmüyorlar. Herkes kendi hayatını düşünüyor ki bazen haklılar aslında. İlk metroya onlar binmeli, işe geç kalan hep onlar çünkü. İnsanı çok İstanbul’un ve bu durum yer yer insanlığı yok ediyor.

  1. Gökdelen manzaralı İstanbul satışa çıkmıştır!

Kadıköy-Beşiktaş vapuruna binmişsin. Önce Galata Kulesi, Cemile Sultan Sarayı, Dolmabahçe Sarayı… Bu kadar tarihi binanın üstünde ne yükseliyor dersiniz? Plazalar. İstanbul’da bu kadar fazla gökdelen olmasının nedeni konaklama sıkıntısı mıdır yoksa insanların yücelme çabası mıdır bilinmez. Ama gözü yoran ve insanı korkutan gökdelenler aynı zamanda gökyüzüne bakıp hayaller kurmamızı engelliyor. E düşünsene, Kız Kulesi ve Galata Kulesi’nin aşkını düşünürken hafiften sağa kaydır başı. Kızın üvey babası gibi bir plaza. Hayal bile kurdurmuyor şu şehir insana bazen.

  1. Yurt, ev fiyatlarını görünce yaşamaktan şöyle bi' vazgeçiyoruz

Çok fazla insan var demiştik. Gökdelenler de bunun için diye düşünmüştük. Ama hala ev sahiplerinin Galata Kulesi’ni kendisi yaptırmış gibi Beyoğlu’nda küçücük eve 2000 lira kira almasını anlayamadık. İstanbul’da hayat çok pahalı ve bunun nedeni insanlar. Tabii ki de bir evin metroya yakın olması bizim onu tercih etmemizi sağlar fakat ev sahiplerinin metro durağının kapıcı evi olmadığını anlaması gerek. Çünkü bu konuda en çok biz öğrenciler mağdur oluyoruz.

Bir gurbetçi olarak kendi yaşadıklarımla anlatmak istedim size İstanbul’u. Evlerinizde Galata Kulesi’nin fotoğrafına bakarak hayal kurarken biraz da zorluklarını düşünün bu şehrin. Evet, her şeyin kusurları var. Önemli olan o şey kusurlarını örtebilecek potansiyele sahip mi? Şimdi oturun ve düşünün, İstanbul buna değer mi?