Bir günümüzü nasıl geçirdiğimizi düşünelim. Mesela ben sabah uyanıyorum, hazırlanıyorum, kahvaltı ediyorum, her sabah ‘aynı yolu kullanarak’ metro istasyonuna yürüyorum, okula gidiyorum, derslere giriyorum ve yurda geri dönüyorum yine ‘aynı yoldan’. Sanıyorum ki sizin de gününüz çok farklı geçmiyor. Peki bu yaptığımız eylemlerin hangisinin farkındayız?

Hayatımız o kadar monotonlaşmış ki, gün içerisinde yaptığımız birçok şeyi alışkanlıktan, üzerinde düşünmeden yani farkında olmadan yapıyoruz. Rutinlerimizi bozmamak için apayrı bir çaba gösteriyoruz ayrıca. Yaptığımız planlar bozulduğunda gergin hissediyoruz, sanki her şey bozulmuş gibi… Rutinlerimizden uzaklaşmamak, beynimizin ‘farklılık’ yeteneğini olumsuz yönde etkiliyor. Çünkü zihnimiz konfor alanından uzaklaşmak istemiyor, bunun onu yoracağını biliyor.

Peki bu durumu nasıl tersine çevirebiliriz, bu konu üzerinde konuşalım. Hareketlerimizi düşüncelerimiz belirlediğine göre, işe düşüncelerimizi daha doğrusu düşünme şeklimizi ve düşünce yapımızı değiştirerek başlayabiliriz.

Yabancıların ‘think outside the box’ tabiriyle ifade ettiği düşünce şekli, hayata, insanlara yaklaşımımızı değiştirmemizi söylüyor. Ama nasıl değiştireceğiz?

İlk olarak iç sesimize karşı koyarak başlayabiliriz. Hepimiz iç sesimizden şikayetçiyiz çünkü bizi durmadan eleştirir. ‘Bak yine utangaçlığın sana neler kaybettirdi, gördün mü?!’ ya da ‘Yeterince çalışmadığın için bu sonucu hak ettin sen!’ gibi söylemlerle bizi içten içe kemirir. Aslında öyle olmadığını bilirsin ama kendini yargılamayı durduramazsın. İşte bu yüzden önce kendimizi hatalarımızla ve zayıflıklarımızla sevmeli ve değer vermeliyiz. Böylece çevremizdeki insanları ve diğer tüm canlıları sevebiliriz.

Hayal gücümüzün sınırlarının olmadığı çocukluğumuza tekrardan bir şans vermekle devam edebiliriz. En güçlü ve uçuk fikirlerin çocuklardan çıktığını unutmayalım! Bir şey düşünürken ona bir çocuk gözüyle bakmak, çocuk gibi değerlendirmek ufkumuzu iki katına çıkarabilir.

Farklı bakış açılarından faydalanmak bizi çalıştığımız, düşündüğümüz konular hakkında bir adım ileri götürebilir. İşin içinden çıkamadığımız durumlarda belki de çok basit bir şeyi gözden kaçırıyoruzdur ve dışarıdan bakan biri bunu çok rahat fark edebilir. Çevremizdeki farklı meslek gruplarından olan, farklı okullarda okuyan, farklı ilgi alanları olan insanların fikirlerini dinleyip fikir çeşitliliğimizi arttırabiliriz.

Ve tabii son olarak insanları yargılamamak. İnsanları dili, dini, ırkı, mesleği, memleketi, siyasi görüşü, görünüşü, giyim tarzı ile yargılamamamız gerektiğini çok iyi bilmemize rağmen bunu bazen istemli bazen de istem dışı yapabiliyoruz. Asıl odaklanmamız gereken insanı insan yapan değerlerdir aslında. Örneğin, siyasi görüşünü hiç beğenmediğin için uzaklaştığın bir insan, çok farklı bir konuda ufkunu açabilir.

Sonuç olarak, kalıpların dışına çıkabilmek düşündüğümüz kadar zor değil. Biz istersek her şeyi başarabiliriz, öyle değil mi?