Gün içinde duyduğumuz, gördüğümüz, düşündüğümüz şeyler gün boyu zihnimizde kalır. Hatta günler geçtikçe onları dibe gömer yenilerini üstüne ekleriz. Zihin dipsiz bir kuyudur. Başarısızlıklarımızı, hatalarımızı kuyunun en dibine yollarız. Bu dipsiz kuyu, başkaları tarafından keşfedildiğinde, kuyunuza kendi iplerini sarkıtıp en derindekileri gün yüzüne çıkarırlar. Bize; tekrar başarısızlığa uğrayacağımızı, yol yakınken vazgeçmemiz gerektiğini hissettirirler. Almancada başkasının talihsizliğinden duyulan bu keyfe, tek kelimeyle "Schadenfreude" deniliyor. Gelin bu dipsiz kuyularımızın kapağını kapatalım ve başkalarının kuyularımıza erişmesini engelleyelim.

Hayvanlarda olan avlanma iç güdüsü, güçsüzü merkezine alıp onu en savunmasız anında avlamalarına katkıda bulunur. İnsanoğlu ise hayvanlardaki avlanma iç güdüsünün benzeri bir güdü ile hatalarınızı konuşarak sizi savunmasız bırakıp güçsüzlüğünüzü ön plana çıkararak sizi avlar. Hayvanlardan farklı olarak avlanmalarındaki amaç beslenme ihtiyacı değil kendi hatalarından, başarısızlıklarından duydukları endişelerini size aktarmak, onların yüküne ortak olmanızı sağlamaktır.

Epiktetos, Kendisinin Efendisi Olamayan Hiç Kimse Özgür Değildir kitabında;

"Birinin hakkımda kötü konuştuğunu duyarsam itiraz etmem! Onun yerine; belli ki diğer yanlışlarımdan haberi yok, yoksa onlardan da bahsederdi diye karşılık veririm."

diyerek hatalarımızın konuşulmasından endişe duymamamız gerektiğini, doğruyu bulmamızda hatalarımızın büyük payı olduğunu vurgulamaktadır. Hatalarınızdan kaçmak yerine onlardan çıkardığınız derslerden pay biçerek başarıya ulaşmanız an meselesi.

Psikolog ve davranış bilimci Richard Farson, "Whoever Makes the Most Mistakes Wins” (En Çok Hatayı Yapan Kazanır) adlı kitabında başarısızlıklarla yüzleşmeden başarının elde edilemeyeceğini anlatıyor. Coca-Cola’nın yükselişinin New Coke’un başarısızlığından sonra başladığını da ekliyor.

"Önemli olan, verimli hata yapmak, hatalardan ders almak. En çok hatayı yapan, kazanır.

Bir hatadan doğan icat olarak günümüzde en çok kullandığımız araçlardan biri olan Post-it not kağıtlarının hikayesi de buna çok güzel bir örnek olacaktır. 1960'lı yılların sonunda Spencer Silver tarafından, olağanüstü güçlü bir yapışkan geliştirilmeye çalışılırken aksine çok zayıf bir yapışkan maddenin kullanılması hayal kırıklığı olmuştu. Fakat aynı ekipte çalışan Art Fry, kilise korosunda şarkı söylemeye gittiğinde kitabının içindeki şarkılardan bazılarını ait olduğu sayfaların arasına kağıt parçası koymak kaydıyla işaretlerken kağıtlar sürekli düştüğü için yeniden kaldığı sayfayı aramak zorunda kaldığından şikayet ediyordu. Böylece yapışkanları kağıtlara uygulama fikrini ortaya koyarak olağanüstü güçlü yapışkanlarındaki hüsranı, post-it mucizesine dönüştürmeyi başarmışlar!

Bir başarısızlıktan dünyaca ünlü bir marka doğuyor, bir hüsran mucizeye dönüşebiliyor, üç yanlış sadece bir doğruyu götürebiliyor. Sadece başarılarınızla değil başarısızlıklarınızla da yaşamın keyfine varıyorsunuz. Bırakın başkaları konuşsun. Siz hata yapmaya ve onları mucizelere dönüştürmeye devam edin.

Never give up hope, no matter how dark things seem.

– The Clone Wars

Yapabiliriz, ne kadar zor olsa da, en azından deneyelim mi?