Gün içerisinde belki de farkında olmadan birçok deyim kullanırız, çünkü artık onlar dilimize oldukça yerleşmiştir. Hatta birçok zaman bu deyimlerin nereden çıktığını merak ederiz, ‘Kimin aklına gelmiş acaba ya bu kelimeleri bu şekilde kullanmak?’ diye sorgularız. Bu yazımda sizler için en sık kullanılan deyimlerin anlamlarını ve hikayelerini derledim. Keyifli okumalar!

Boyunun Ölçüsünü Almak

Giriştiği işte umduğunu bulamamak, başarısız olmak.

Bir yaz günü birkaç genç ırmağa yüzmeye gitmiş. Aralarından birisi arkadaşlarına hava atarak, kendi boyunun çok uzun olduğunu ve ırmağın en derin yerinin bile onun boyunu geçemediğini iddia etmiş. Arkadaşları bunun üzerine ona bir oyun oynamaya karar vermişler ve onu ırmağın en derin yerine götürüp, ‘bak burası o kadar derin değil, burada boyunu ölç de görelim’ demişler. Arkadaşlarının sözlerine inanıp derinliğe giden genç, suyun boyunu aşmasıyla batağa saplanmış. Arkadaşları telaşla onu çıkarıp baygın halde evine götürmüşler. Gencin annesi onu öyle görünce telaşlanıp, oğluna ne olduğunu sormuş. Gençler ise oğlunun ırmakta boyunun ölçüsünü alırken azıcık kısa geldiğini söylemişler.

Güme Gitmek

Boşu boşuna yok olmak.

Eski dönemlerde yeniçeriler gözaltına alınan kişileri kodeslere götürür, içeri atarken de ‘Hooop… Güüüüm!’ derlermiş. Ahali de bir keresinde suçsuz yere atılan bir insan için, ‘vay be, adam bağıra çağıra güme gitti’ demiş.

İlk Göz Ağrısı

İlk sevilen (ilk doğan çocuk, ilk sevgili, ilk dost).

Eskiden çok fazla savaş olduğu için, Anadolu’nun her yerinden askerler arkalarında annelerini, kardeşlerini, nişanlılarını bırakıp savaşa giderlermiş. Tabii bir yandan eşleriyle gurur duyan genç kızlar, diğer yandan göz yaşı dökmeden bir gün bile geçirmezlermiş. Hal böyle olunca zamanla göz yaşı dökmekten göz pınarları kuruyup, gözleri ağrımaya başlarmış. Aralarında konuşurken ise ‘benim göz ağrımdan hiç haber gelmiyor, seninkinden haber var mı?’ gibi konuşmalar geçermiş. Bu tabir de buradan türemiş.

Kaş Yapayım Derken Göz Çıkarmak

İyilik yapmak isterken, birisine zarar vermek.

Eskiden düğünlerde ‘kalemkar’ denilen kadınlar, düğün öncesi gelinlere saatlerce makyaj yapar, özel kalemlerle gelinlerin kaşlarına ve gözlerine şekiller verirlermiş. Bu sırada da davetliler çalgı çalıp oyunlar oynarmış. Ortalıkta oynayan kızlardan birisinin nasıl olduysa ayağı kaymış ve makyaj yapan kadına çarpıp yere düşmüş. Bu olay üzerine kadının elindeki sivri uçlu kalem gelinin gözüne batmış ve gelin kör olmuş. Bunun üzerine makyajcı kadını kimse çağırıp ona iş vermemiş ve ‘bu kaş yaparken göz çıkaran kadını istemeyiz’ demişler.

Keçileri Kaçırmak

Aklını kaybetmek.

Dağda keçilerini otlatan bir çoban, öğle vaktinde bir ağacın altında uyuyakalmış ve uyandığında keçilerin yerinde olmadığını görmüş. Çoban sağa sola koşturup keçilerini ararken, önüne gelene ‘keçileri kaçırdım, şimdi ben ne yapacağım’ deyip duruyormuş. Köylüler de merak edip keçileri aramaya başlamış. Bu arada sularını içip serinleyen keçiler mağaradan çıkıp çobanın bıraktığı yerde yeniden otlamaya başlamışlar. Keçileri yerlerinde gören köylüler, çobanın aklını kaçırdığına hükmetmişler.

Birisinin İpi İle Kuyuya İnmemek

Birisine güvenmemek, onun insanı yarı yolda bırakacağına inanmak.

Eskiden kendir ve keten liflerinden çul, yular, ip, urgan ve halat gibi eşyalar yapılırmış. Bu işlerle uğraşan fakat işlerinde hileli malzeme kullanan bir usta varmış. Bu ustanın yaptığı ürünler olmadık yerde kazaya sebep olurmuş. Bir gün birisi, kuzusunun kuyuya düşmesiyle başka birisinden urgan istemiş. Getirilen urganın o hileli ustaya ait olduğunu anlayıp, ‘bu urgan çürük ustanın malıdır, onun ipiyle kuyuya inilmez’ demiş. İpi veren kişi ise ‘ayıp ediyorsun, onun ipiyle kuyuya inilir fakat çıkılır mı ondan emin değilim’ demiş ve gülüşmüşler.

Saman Altından Su Yürütmek

Yaptığı bir işi hiç kimseye belli etmeden yapmak.

Geniş bir ovanın üzerinde bir köy varmış ve bu köyün sadece bir tane ırmağı varmış. Irmağın suyu aynı anda köyün bütün tarlalarına yetecek kadar gür olmadığı için, tarla sahipleri sürekli sıralarının geleceği günü bekliyormuş. Fakat bir gün, kurnaz bir köylü kendi tarlasına gizli bir kanal yapmış ve köylülerin bunu fark etmemesi için kanalın üzerini toprak ve samanlarla kapatmış. Böylece tarlasına her gün yeteri kadar su gelebiliyormuş. Zamanla ırmağın suyu azalıp, bu kişinin mahsulleri bereketlenince, köylüler şüphelenip adamın tarlasına baskın yapmışlar. Bir de ne görsünler, adam saman altından su yürütüyor!

Pabuç Bırakmamak

Bir şeyden korkmamak, başarmak için sonuna kadar mücadele etmek.

Pısırık ve korkak adamın birini, yüksek bir devlet görevine getirmişler. Tahta yeni çıkan padişahın kutlama törenine bu adam da katılmış. Herkes sıra ile padişahın karşısına çıkıyormuş, bu adam da çıktığında geri geri yürürken ayağı yere takılmış ve pabuçlarından birisi ayağından çıkmış. O an panikle pabucunu geri almaya çekindiği için eve yalın ayak gitmek zorunda kalmış. Kendisine daha şimdiden heyecandan pabuç bırakırsa, bundan sonra başına daha neler geleceğini söylemişler.

Püf Noktası

Bir işin en ince ve önemli noktası.

Vaktiyle testi ve çanak-çömlek imal edilen kasabalardan birinde, bir ustanın kalfası artık ustalaştığını düşünerek kendi dükkanını açmaya karar vermiş. Ustası her ne kadar kalfasının daha bu işin püf noktasını bilmediği konusunda uyarsa da, kalfa inat edip dükkanını açmış. Fakat zamanla yaptığı bütün çömlekler çatlayıp kırılmaya başlamış. Kalfa ustasının yanına gelerek durumu anlatınca, ustası ona işin püf noktasını göstermeye karar vermiş. Meğerse, testisini yaparken ara sıra dönen çanağa ‘püf’ diye üfleyerek testiyi çatlatacak olan kabarcıkları söndürürmüş. Böylece her sanatın incelik gerektiren kısmına ‘püf noktası’ denilmeye başlanmış.

Ne kadar ilginç değil mi? Her sözün birbirinden ilginç geçmişi var. Artık deyimleri kullanırken hikayelerini de az çok düşünerek kullanabiliriz!

Kaynak: Adem Suad, Deyimlerin Hikayesi, 2018.