Staj… Ne geliyor aklınıza bu kelimeyi duyunca? Bir düşünün, belki bu anlattıklarım düşündüklerinizle uyuşmayacak, belki de staj hakkında fikirlerinizi biraz değiştireceksiniz ama ben bu mükemmel serüvenime sizleri de tanık etmek istiyorum. Önceki yazılarımdan takip edenler bilir, Almanya’da pedagoji okuyorum ve son senemdeyim. Almanya’ da okumak ve Pedagoji ile ilgili yazılarıma kelimelerin üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz. 1 aylık bir süre için İstanbul’a, büyüdüğüm şehre, kendi okuduğum lisenin rehberlik bölümünde staj yapmak için gittim. Bir zamanlar o okulda öğrenci iken bu sefer öğretmendim. Kendi öğretmenlerimle aynı konumda ve meslektaş olarak bulunmak benim için inanılmaz gurur vericiydi. Şimdi sizlerle rehberlik bölümünün güzelliklerinden bahsetmek, bir aylık staj maceramı olabildiğince anlatmak istiyorum.

Öğretmenlik, Sen Ne Güzel Bir Mesleksin

 Stajıma ilk başladığım zamanlarda tedirgindim, acaba başarılı olabilecek miydim? Acaba bana gelip fikir danışan öğrencilere doğru bir yol gösterebilecek miydim? Ya bir yanlış yapsaydım ve bu onlara zarar verecek olsaydı… Ama öyle değilmiş, siz işinizi gönlünüzle yaptığınızda her şey kendiliğinden oluveriyormuş. Rehberlik bölümü hiçbir zaman boş durmayan, okulun en aktif bölümlerinden biri. Öğrencilerin koşarak ve isteyerek geldiği, kendi içlerine sığamadıkları zaman öğretmenlerine sığındığı yer. Yanınıza ağlayarak gelen bir öğrenciyi gülerek gönderdiğinizde yaşayacağınız o mutluluğu, İyi ki varsınız hocam’ sözünü duyduğunuzda yüreğinizde hissedeceğiniz o kıpırtıyı kelimelerle anlatamam ama elimden geldiğince hissettirmeye çalışabilirim. Peki gelenler sadece öğrenciler mi? Elbette hayır; öğretmenler, veliler… Herkesin okuldaki en sevdiği durağıdır rehberlik bölümü, okulun güven ve sevgi ortamıdır. Ve eğer bu bölümde çalışıyorsanız bu güvenin ve sevginin temelini oluşturacak kişi de siz oluyorsunuz. Üzerinizde büyük bir sorumluluk oluyor ve siz bu sorumluluğu çok seviyorsunuz.

Rehberlik Bölümünde Bir Gün Nasıl Geçer?

 Odanıza girersiniz, önce ortamı öğrencileri rahat ettirecek şekilde ayarlarsınız. İlk ders saatinin yaklaşmasına doğru öğrenciler gelir; ‘Hocam beni bugün üçüncü derste alır mısınız?’, ‘Hocaammm felsefe dersinde ne olur beni de alın, ben o derste çok sıkılıyorum’, ‘Hocam sizinle konuşmam gereken bir konu var, bugün ne zaman yanınıza gelebilirim’ gibi cümleleri duymaya başlarsınız. Çünkü siz onların sığındığı limansınızdır, bir şeyden kaçacaklarında gelecekleri ilk yersinizdir. Hele ki söz konusu grup lise öğrencileriyse, oturup birlikte tartışamayacağınız hiçbir konu yoktur. Onlar öğrenci değil arkadaşınızdır, dertleştiğiniz bir dostunuzdur. Öyle anlar gelir ki, öğle aranızı, çıkış saatinizi sadece bir öğrencinizi iyi hissettirebilmek için bilerek ve isteyerek feda edersiniz. Sonra bir öğretmen gelir, başa çıkamadığı durumlarda ne yapması gerektiğini size danışır, sizinle dertleşir. Bir veli gelir, çocuğu ile ilgili mutluluğunu da üzüntüsünü de ilk sizinle paylaşır. ‘Sağ olun hocam, sizin sayenizde bugünleri de gördük’ der ve dünyalar sizin olur.

 Peki rehberlik bölümü hep insanların sorunlarını dinlemek mi? Hayır değil. Orası her duygunun zirvede yaşandığı, güvenin ve sevginin yeri. Orası öğrencilerin hayatlarına yön verebildikleri, bugünlerini ve geleceklerini güzelleştirmek için geldikleri yer… Ben hala bugünlerimde başarılı olabiliyorsam bu rehberlik öğretmenlerimin sayesindedir. Bunu stajımda da çok daha iyi anladım. Umarım bu meslek hakkında aklında soru işaretleri olanlara az da olsa yol gösterebilmişimdir!