Bu yazımda size hedefim yok kursa gidin, yok şu kadar saat çalışın falan demek değil. Size düpedüz kendi tecrübe ve yaşadıklarımı anlatacağım. Yabancı dil öğrenmek ve konuşmak konusuna aslında önceki makalelerimde de oldukça değinmiştim ama hala gelen sorulardan dolayı tekrar bir üzerinden geçmekte sakınca yok gibi görünüyor!

Vereceğim Tek Tavsiye: Özgür Olun!

Barış Özcan’ın meşhur bir tekniği vardır, çok sevdiğim bir tekniktir kendisi: “Ko-Ko (Korkmadan Konuşma) Tekniği”. Bu tekniğe bir çoğumuz yenik düşüyoruz evet, ben de maalesef zamanında yenik düşenlerdenim. Fakat bunun zararını gördüğümden beri bu tekniği hayat tarzım haline getirdim.

Birçoğumuzun içinde mükemmeliyetçi bir ruh var ve bu mükemmeliyetçilik birçok noktada bize zarar veriyor. Dili öğreniyorsak muhteşem konuşmalıyız, hiçbir gramer hatamız olmamalı ve aksanımız mükemmel olmalı… Maalesef bu mümkün değil, biz daha kendi dilimizi konuşurken bile hatalar yapıyorken nasıl olur da başka bir dili kusursuz konuşabiliriz? Üstelik aksan meselesi de apayrı bir konu.

Ben Almanca ve İngilizce konuşurken aksanıma aşırı dikkat ediyorum, genellikle insanlar aksanımdan dolayı Almanya’da doğup büyüdüğümü zannediyor. O kadar önem gösterdim ki aksanımın düzgün olmasına, bu yüzden gramerim çok daha eksik kaldı. Bir keresinde iş arkadaşımla konuşurken aksanımdan yabancı olduğumun anlaşılıp anlaşılmadığını sordum. ‘Aslında hayır ama bazen arada kendini ele veriyorsun, o zamanlarda belli oluyor’ dedi ve kalakaldım… Nasıl olurdu? Nasıl bir hata yapmış olabilirdim ki? O an yüzümün değiştiğini görünce ekledi ‘Ama ben bunu çok özel buluyorum, dili öğrenmek için verdiğin emek gözüküyor böylece’ dedi. Bu cümle bir dönüm noktası oldu benim için, yıllarca dil öğrenebilmek için verdiğimiz emeğin sözcüklerimizden belli olması, mükemmel değil mi? Bırakalım aksanımız belli olsun :)

Az önce gramerimin eksik kaldığından bahsetmiştim. Evet, o kadar zorladım ki kendimi mükemmel konuşayım diye, zorladıkça daha çok yapamadığımı fark ettim. Korkuyordum, ya birisi bir hatamı fark ederse, ya dalga geçerse diye. Ama korkmam bir şey değiştirmedi, buna rağmen çok kez hata yaptım ve bu hatalarıma çok kez gülündü. İlk zamanlarda bu durum çok moralimi bozdu, çok neşeli ve konuşkan bir insan olmama rağmen birçok zaman konuşmak istemedim, hep geride durdum, sessiz kaldım… Ama sonradan bu durumun dilime daha çok zarar verdiğini fark ettim. Artık iyi olan şeyler de kötüleşiyordu. O zaman ne yapmalıydı, aldırmadan devam etmeliydi! Evet artık doya doya hata yapıyorum, birileri güldüğünde ben de onlarla beraber gülüyorum. Çünkü neden olmasın? :) Hatalarımın düzeltilmesinden ve yanlışlarımın doğrularını öğrenmekten mutluluk duyuyorum!

Peki dili nasıl öğreneceğiz? Orası size kalmış :) İster kursa gidin ister kitaptan öğrenin ama bildiklerinizi kullanmayı ve konuşurken asla korkmamayı unutmayın. Hata yapmaktan hiçbir zaman korkmayın! Unutmayın, o yabancı dille kurduğunuz cümlelerin arkasında sizin emekleriniz, uykusuz geceleriniz var. Sizi eleştiren insanlar bir şeylere çaba göstermiyorken, siz yeni bir dil öğrenebilmek için canla başla çalışıyordunuz. Hevesinizin kırılmasına müsaade etmeyin. Let’s go! :)